Ben yabanda büyümüş olmama rağmen,İlk önceleri köyünde uzak olan insanların beş para etmeyecek bahçelerine milyonlarca lira harcayarak ev yapmalarına bir anlam veremez tırnak içerisinde bu savurganlığa kızardım.
Ama zaman geçtikçe..
Nedeni bilinmez. Belkide zaman yaşamı değiştirecek olanın kendimiz olmadığını bize kabullendirmiş olmalı ki.
Artık köylü milliyetçiliğini...
Biliyorum çekip gitmek bizlerin harcı olan topraklarda olmak ayrıyeten kendi köylü miliyetçiliğimizle de kendimizi kusatmak.
Ama ne yapabilirim ki?insanları dönüştürebilmemin araçları bireyler midir yoksa kurumlar mıdır?
Taa almanyadan insanlar gelip köylerine ev yapıyor.Onlardan beni güçlü veyahutta farklı kılan nedir ki?
Aksamlari yatarken buralarda kurtulacağım günlerden bir gün daha eksildiğini düşünmek.
Hele ki çocuklarımın da benim gibi gidebileceği yerinin olduğunu bilmeden buralara mahkum kalarak köylü milliyetçiliğinin nedeniyle köylü milliyetçiliğinin işçisi olmaktan başka bir seçeneklerinin olmadığını düşünmek...
Bir gün gideceğim
Neden bir gün.
Bu kadar mı yaşamı bir çırpıda değiştirmek zor.
Beni buralarda tutan ne ki
Marks yetiş!
Kapitalizmle kirlenmiş ruhum yaşamı değiştirmedi ki zorlanmasını beni suçlamalarına müsahama ettirmeden onlara neden kapitalizmle kirlenmiş ruhumuzu birden atamadığımızı izah et.Benim proletarya dilim varmıyor izha etmeye.
Artık her şeyde olduğu gibi bireysel dönüşümlerin daha sancısız bireylerde geçtiğini söyleyenlerin suçlamalarını kaldıramıyorum.
Topraklarımız;
İşin en kötüsüde ne biliyor musunuz,yaşadığımız,ekmek parasi kazandığımız yaban yerde esasın onlar (yerelin) olması.
Her birimiz farklı farklı topraklarda içine girdiğimiz üretim ilişkisi nedeniyle tali oluyoruz.
Zihnimizin de yaşadığımız üretim ilişkisinin sonucu olduğunu düşünürsek.
Bir mevsimlik işçiyi düşünün. Ne kadar köylü olsa da alınterinin kapitalizmce para etmemesiyle emeğinin değerini karşılamıyan bir köylü karşısında ne hisseder?
Çelişkilerle ayrışarak para militerleşmiş topluma dönüşmüşüz.
Ki ne kadar kızsak ta,köylü milliyetçiliğimizin yarattığı gettolaşmada hayıflasankta bu bir sosyal gerçekliğimiz.Her yerde olduğu gibi. Beğeniyorsanda bu beğenmiyorsan da gerçek bu.
Benim içimde "Beğenmiyorum!" diye haykırmak geliyor .
Bağırsam da ne yapabilirim ki? Her şeyi değiştirebilmemin aracı bağırmak mı?
İşte her şey gelip te burada kilitlenmiyor mu?
Şimdi oturup hepimiz köylü milliyetçiliğinde ve olumsuzluklarından bahsetsek inanıyorum ki izmirlisiyle trabzonlusuyla antalyayısıyla ortak fikre sahip oluruz.Ama bunu aşmak için şeçilecek yola gelince...
Ve bir yazma sanatı ne kadarda salt yaşananlar üzerine olur ki .Hiç mi yazma sanatının yaşananları değiştirmede izlenecek yolu betimlemesine ihtiyacı hissetmemesi gerekir.
Hisseder,hissetmeli.
Hissetmiyorsa çeker gider.
Aynen benim topraklarıma gitme istemem gibi.
Giderken....
Şöyle bir dönüpte geriye bakacak mıyım acaba'
Şayet buralar böyle olmasaydı insanlar devrimci kültürle davransaydı çeker gider miydim diye düşünecek miyim.
Ne kadar köylü miliyetçiliğine kızgın olsam da biliyorum asıl onların hakları gasp eylenmiş bulunmakta.
Hiç düşündük mü esasın toplumun diğer unsurlarına karşın daha devrimci teoriyi içlerinde hissettiğini.
Ve hiç düşündük mü üretim değişikliği yapay olarak taliyi birincileştirmiş ise yapay olarak esaslaşanın esas kadar proletarya sınıf bilincini hissedemiyeceğini.
Düşündüğümüzü zannetmiyorum.
Düşünmüş olsak üretim değişikliği nedeniyle esasın silikleştiğini kendini ifade etmekte zorlandığını ve bunun üzerine, üstelik yapay olarak esaslaşanların toplumda ağırlıklı olarak yer alması sonucun esasın her yerde kendini ifade edemediğini görürüz.
Ve kimsenin özgürce konuşmasının engellenmediğini söylemek konuşulan kurumun üstünü de örtmez.
Nasılki trt şeşte özgürce kürtçe konuşulmasına rağmen kürtler özgürce kendini ifade ettiğini hissetmiyorsa işte bu da öyle bir şeydir.
Kolektiflerde kimlerin ağırlıklı olması gerektiği görüşümüzü bir daha hatırlıyalım.
Ve şu soruyu kendimize soralım.
Şayet üretim değişikliği nedeniyle yapay olarak tali birincileşmişse ve üstelik yerellerde bizi yerellerin kırlarına götürebilecek olanın kimler olduğunu analiz edememiş isek --nasıl olur da yapay olarak esaslaşanların yerel üretimlerde hissettikleri çelişki nedeniyle işgal ettikleri kolektifliğin içerisinde yerellerin kırlarına bizi ulaştırabileceğini düşünebiliriz.
Düşünemeyiz.
Ve elbetteki belirttiğimiz tüm bu olumsuzluklar nedeniyle yerellerde asıl esas yapay olarak esaslaşmışlara,aktifleşmişlere, karşı kendini koruyabileceğini düşündüğü aktifliğe karşı mücadele eden sisteme sığınanacaklardır.
Ve faşizmin doğuşunun izahı da Üretim ilişkisindeki çelişki değil midir?
Akdenizden tutun ege... egeden tutun karadenize kadar.
Ve bunu aşabilmek bize o kadar da uzak mı ki?
Kalarak mücadelemi etmek ,İkna etmeye mi çalışmak , yoksa toplumsal dönüşümlerin bireysel girişimlerin sonucu olmadığını kürtler gibi trt şeşin özgürce dillerini ifade etmediğini görmek mi lazım.
Elbetteki buna karar verecek olanlarda bireyler değil.Toplumsal dönüşümlerin dinamiği olan kurumlar.
Ve bireyleri de kurumlardan ayırmamak mı gerekir.
Ben yabanda büyümüş olmama rağmen
İlk önceleri köylerinde uzak olan insanların beş para etmeyecek bahçelerine millyonlarca lira harcayarak ev yapmalarına anlam veremez tırnak içerisinde bu savurganlığa kızardım.
ama zaman geçtikçe..
nedeni bilinmez..................................

