Gönüllü Muhabirler ve İletişim | Facebook | Twitter | Youtube
Künye | XML Sitemap | News Sitemap | Sitemap | Haber Arşivi
Site yazarlarımızdan Necmettin Yalçınkaya'nın yeni kitabı çıktı.
Necmettın Yalçınkaya

Ne dediler.
Sezgin Türk:
Hem de tüm annelerimizi yansıtan ‘Anamdan İnciler`deki
anamız için! Hiç kolay değil.
Necmettin Yalçınkaya, eğer bu önsözü yazamazsan, anamı
kapına getiririm, dedi. Ah, dedim içimden; biz düşünüp taşınana
kadar annelerimiz hayata hemen el koydular; yaşanır
hale getirdiler. Teyzem keşke geliverse, o incilerinden bir
tane önsöz niyetine deyiverse.
Tamam. Biz söyleyeceğiz. Onlar üstelik bizim için bu kadar
emek vermişken, onlara duygumuzu biz anlatacağız.
Necmettin Yalçınkaya’ya hepimiz teşekkür ediyoruz. Çünkü
hepimiz adına, anasının özelinde annelerimizi anlattı…
Annelerimiz… Onların en belirgin özelliği yalnızca kendi
çocuklarını değil tüm çocukları sevmek! Sofralarını açtılar,
emek verdiler tüm arkadaşlarımıza. Belki de kendi dışımızdaki
dünyaya duyarlı olmak, kolektivizm annelerimizden
bir duyuş olarak bize geçti. Onlardan aldığımız bu duyuşa
bilinç katarak dünyaya dokunmaya çalıştık. Hatta değiştirmek
isteminde olacak kadar özgüvenliydik. Çocuk değildik,
ama çocuk kadar içtendik. Yürekliydik. Annelerimiz; belki
de en çok onlar bize güveniyordu.
Kuşkusuz, bizim yaşadıklarımızla hiç akılarından bile geçmeyen
şeylerle karşılaştılar. Cezaevi önlerinde beklediler.
Aranan çocuklarını düşünüp başlarını yastığa rahat koyamadılar.
Mültecilikle ayrılık, özlem düştü yaşamlarına…
Her şey 12 Eylül’ün sonucuydu. Ama yine de onların yaşadıklarına
ilişkin kendimizi sorumlu görmekten alıkoyamıyoruz.
Bizim seçimimizdi yaşadıklarımız. Onlar ise çocuklarıyla
bu yaşamın içinde bulmuşlardı kendilerini. Ama
bizden daha güçlü ve yaratıcı oldular. Necmettin Yalçınkaya
‘Anamdan İnciler’de o kadar güzel anlattı ki bu durumu. İyi
ki anlattı.
Biz, 78’liler… Yavaş yavaş deneyimlerimizi paylaşıyoruz.
Ben, Mamak Askeri Cezaevi’ni yaşadım ve Mamak kadınlarını
anlattım belgesel filmimle.
O kadar çok boyutlu ki bu deneyimler. Bu yaşamın özellikle
çocuklar ve annelerdeki yansımaları bana çok etkili gelir.
Necmettin Yalçınkaya anasıyla, anne cephesini anlatıyor.
Necmettin Yalçınkaya’nın anası; ‘güldürü’yle ne güzel dokunuyor
dünyaya… Aslında yaşamla en iyi baş etme yolu bu
olmalı! Zekâsıyla yaşamda hep bir adım önde.
‘Büyük’ işlerle uğraştığımız ve ardından 12 Eylül’le zorlu
bir yaşamla karşılaştığımız o günlerde, anamız hayatın güldürücü
yönünü ortaya çıkartır. Bu yaşamın ayrımına varmaktır.
Gülmek, yaşama egemen olmaktır.
Anamız zafer işareti yaparak oğluna siyasi savunma yapmaya
kadar yüreklendirmeye neden olurken, aslında ona
gönderdiği 2000 Lira ile onun yaşamında yarattığı çözümün
coşkusundadır. Bizim büyük ciddiyetle ele aldığımız “Sol
Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı’’ için “Hiç aranızda çocuk
var mı ki? Bu kitap olsa olsa benim torunlarımın hastalığına yarar.”
diyerek güldürüyü yaşama katar.
Eylemlerde de yaratıcılardır. ‘Kadınlar katılmadan devrim
gerçekleşemez’ sözü ‘Analar katılmadan devrim gerçekleşemez’
olur. Onlarsız hiçbir şey olmaz.
Anamız şöyle söylemiş:
’Yarın bakışlı gençler vardı, yüzlerinde gülümsemeleri hiç
eksilmeyen... Sonra o lanet olası darbe oldu, bir bir gözden
yittiniz.’
Gitmedik anacığım; gitmedik.
Siz iyi ki varsınız. Bakın, yeniden yaşam üretecek anılarınız.
Necmettin Yalçınkaya ne iyi yaptınız da, anamızın incilerini
bizimle paylaştınız.

Onur Çağlar:
Sistem eliyle emekçi halkın üstüne örtülen “ölü toprağı”nda
60’lı yılların ikinci yarısından sonra bir hareketlilik başladı.
Bu hareketliliğin bir ayağını doğal gelişim sürecini izleyen
sınıf mücadelesi oluştururken, diğer ayağını tarihte bir “ilk”
olma unvanını hala koruyan ve “dış etken” olarak adlandırabileceğimiz
Başkan Mao Zedung önderliğinde gerçekleştirilen
Çin Kültür Devrimi oluşturmaktaydı. Bu etkilenme,
kuşkusuz ülkemiz devrimci hareketi için de geçerliydi.
Bir avucu dolduramayacak kadar az olan “68 Kuşağı” ve
önderleri, birkaç sene içinde dağ gibi yürekleriyle dağlara
taşmaya başladı. Ancak bu taşış, ciddi hataları da barındırıyordu
ki, bunun başlıca nedeni TDH nin henüz “bebek”
olmasıydı; deneyimsizdi, teorik donanımları yetersizdi. Yetmezmiş
gibi seri cuntalarla karşılaşması ise ayrıca bir engeldi.
“Anamdan İnciler”, her ne kadar yazarın annesi de olsa,
aslında üstünden “ölü toprağı”nı atmaya başladığı Türkiye
Devrimci Hareketi’nin halk tarafından eleştirilmesinin
de simgesi durumundadır. Kimi zaman egoizmi, kimi zaman
fedakârlığı, kimi zaman disiplinli olmayı gösteren
“ana”mızdan hala öğreneceğimiz birçok şeyin olduğu, gün
gibi açık. Benim açımdan bu durum, oldukça önemlidir:
TDH olarak, halkın istemlerini muazzam bir çoğunlukla
görmezden geldik, “Parti”ler olarak kararlar aldık ve halkımızın
da bunlara uymasını bekledik. “Kitle kuyrukçuluğu”
ile halkın istemlerini görmek ve onlara uygun objektif davranışı
birbirine karıştırdık. Kimi zamanlarda ise “ana”larımızı
küçümsedik!
Diğer taraftan günlük yaşantımıza ilişkin olumlu ve olumsuz
örnekler de sergiliyor. Bu durumda halkımızın bir prototipini
oluşturan “ana”mızın gösterdiği tepkiler, adeta bir
ayna gibi…
Sayın Necmettin Yalçınkaya, her ne kadar “Annesinin İncileri”
ni kaleme alsa da, düşünceme göre bu “inciler”, devrimci
edebiyatta bir boşluğu doldurabilecek içeriğe sahiptir.
Yorumlar
Kendisini yenileyen,
Kendisini yenileyen, geliştiren, okuyan, yazan, araştıran insanlar elbette zorlukları aşacaklardır. Kendisine özgüven duyan, gelişen üreten insanlar her ne kadar gurbette, diasporada olsalar da doğdukları coğrafyayla ilgili çok başarılı çalışmalar yürütebilirler diye düşünüyorum. İşte Necmettin Yalçınkaya da bunlardan birisidir.
Yalçınkaya’nın kendisini yeniliyor olması göçmen oluşu yönünde engel olmadığının kanıtıdır. Çünkü günümüzde iletişim araçlarının sınır tanımaması lehimize bir durumdur. İstediğimiz bilgiyi, istediğimiz kaynaktan anında erişme şansına sahibiz. Bu vesileyle böylesi devasal zenginliğe sahip bilgisayar dediğimiz bilgi havuzunun masamızda olması işlerimizi kolaylaştırıyor. Sınır tanımayan dijital gelişime çok şey borçluyuz. Yeter ki teknolojiyi kullanma cüretini gösterelim. Gerisi çorap söküğü gibi kendiliğinden gelir.
Yazarın dijital ortamı çok mükemmel kullanması ülkesine yakın durmasını sağlıyor. Fiilen yaşadığı coğrafyada olmasa da teknolojiden yararlanarak, açığı bir şekilde kapatmaya çalışıyor.
Necmettin Yalçınkaya’nın Şubat 2012’de kısa öykülerden oluşan Anamdan İnciler adlı 116 sayfadan oluşan öykü kitabı yayınlandı. Büyük bir zevkle okudum. Kitap hakkındaki yargım, edebiyat dünyasına azımsanmayacak önemli bir edebiyat çalışmadır diye nitelendiriyorum. Değer biçtiğim bir katkıdır.
Ülkemizde bulunan yayınevleri bilime bilgiye, irfana, sanata ticaret maksatlı yaklaştıklarından dolayı Necmettin Yalçinkaya’nın kitabı şu yayınevinden çıktı diyemeyeceğim maalesef. Tamamen kendi olanaklarıyla kitabını hazırlayıp yayınladı. Kitabın okur tarafından ilgi gördüğü aldığım izlenimler arasındadır. Bu medeni cesaretinden dolayı örnek alınması gereken bir yazardır. Zira edebiyat tutkusunun ve coşkusunun daha engin çalışmalara imza atacağına inanıyorum.
Tatlı politik öykülerdir
Yalçınkaya politik düşüncelerinden dolayı gençliğinin en verimli dönemlerinde koskoca 5 yılını Türkiye’de çeşitli cezaevlerinde geçirmiştir. Ama mahpusluk sürecini okuyarak, ülkenin ve dünyanın meselelerine kafa yorarak geçiriyor. Zaten öykülerinin büyük bir bölümünü de politik yaşamı ve cezaeviyle ilgilidir. Yani cezaevinde somun ekmeğini yiyip sırtüstü yatanlardan olmadığı öykülerinden rahatlıkla anlaşılıyor. Öyküleri ağır, sıkıcı, bıktırıcı değil, tam tersine akıcı ve heyecan verici bir şekilde işlemiştir. Kitabın girişi, finali kadar akıcı ve heyecan vericidir.
Öykülerinin kısa, güldürücü, düşündürücü ve akıcı anlaşılır oluşu bir terminolojiyle anlatması okuyucunun bıkmadan okumasını sağlıyor. Yazar okurun ilgisini çekmeyi başarmıştır. Edebi abartı yerine çok samimi ve doğal bir anlatım söz konusudur yazılan eserde. Yazar politik düşüncelerini edebi bir dille yücelterek ılık bir bahar tadında okura anlatmaya çalışıyor. Herkesin beceremediği bir mücadele biçimidir bu. Ayrıca kısa öykü yazmak her yazarın harcı değildir. Kısa öykü yazmak büyük bir birikim, beceri ve donanım ister.
Anadolu kadınını anlatıyor
Yalçinkaya Anadolu kadınını anlatıyor. Yani analarımızı sade ve sakin bir dille anlatıyor. Analarımızın sahiplenişini, yaratıcılığını, yufka yürekliklerini, cesaretini açık bir dille fersah fersah ifade ediyor. Tarih boyu suların durulmadığı bir coğrafyadır Anadolu. Anadolu topraklarında mazlumlarla barbarların kıyasıya mücadelesi Anadolu kadınını yaratıcı, mücadeleci ve cesur kılmıştır. Hayattan beklentileri ve bakış açısı farklıdır. Dolayısıyla bu yapıt, Anadolu’da tarihten gelen halk hareketi ve yakin tarihte sosyalist hareketin edebiyat ürünüdür. Kitabı okurken her koşulda Anadolu insanın yaratıcılığı gözümüze çarpıyor.
Yalçınkaya kitaptaki kahramanın attığı her adımı değerlendiriyor, öyküleştiriyor. Kahramanını müthiş derecede konuşturuyor. Keza genç Anadolu kadınına misyonunu hatırlatıyor.
Teknik boyutu
Yazardan kaynaklanmayan Mizanpaj ve teknik hatalar söz konusudur. Fakat bu hatalar ikinci baskıda telafi edilebilecek hatalardır.
Yazarın ilk seri, ilk deneyimi olması eksikleri de olacaktır her yazar gibi. Yazarın titiz çalışma tarzından öyle anlaşılıyor ki ikinci eserinde bu eksikler aksaklıklar görülmeyecektir.
Yazarın edebiyat düzeyi
Yazarın yetenekli olduğunu çeşitli gazete ve dergilerde okuduğum edebi metinlerinden, makalelerinden biliyorum, tanıyorum. Kurgu yeteneği mükemmeldir. Azımsanmayacak edebi kelime kadrosuna sahiptir. Şiir dünyasına da yabancı değildir. Açıkçası bir edebiyatçı da olması gereken vasıflara sahip olduğunu söyleyebilirim.
Zira içinde bulunduğu politik atmosferi bir okul gibi yaşamış olması ve yaşadıklarını yazı diline çevirmesi sosyalist harekete pay biçilmez bir edebi katkıdır. Bu katkıdan dolayı yazarımızı kutlarım. Açık söylemek gerekirse çağdaş bir mirastır yazılanlar. Bu mirası unutturmamak adına yapılan mütevazı bir çalışmadır. Bu çağdaş mirası kitaplaştırması, kalıcılaşmasını sağlamasından dolayı takdir edilmelidir.
Netice olarak
Netice itibariyle Anamdan İnciler adlı kitap okuru tarafından kabul görüleceği kesindir. Bu anlamda yazarımıza yazınsal eyleminde başarılar dilerim. Bu kitabıyla kaderini de belirlemiştir. Yazınsal bulvarda seçimini edebiyattan yana yapması bir ihtiyaçtır. Çünkü işçilerin, emekçilerin hakları sadece grevlerle, barikatlarla sınarlı tutulmamalıdır. İşçilerin emekçilerin, aydınlara, edebiyatçılara, bilginlere, mizahçılara, sanatçılara ihtiyacı vardır! Anamdan İnciler ihtiyaçlarımıza önemli katkıdır. Necmettin Yalçınkaya’dan ikinci baskısını bir yayınevinden yapıp ve ikinci kitabının müjdesini bekliyoruz.
Hüseyin Can
hcan1960@hotmail.com