İşçi sınıfının örgütlenmesinde sendikaların rolü 1
kaypakkaya haber | Eki 23, 2009 | Yorumlar 2
![images[1] sendiklarin rolü](http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/uploads/2009/10/images121.jpg)
sendiklarin rolü
Tabii ki saldırıların düzeyinin belirlenmesinde, esas olarak ezilenlerin mücadele ve işçi sınıfının örgütlülük düzeyi önemli bir faktör olmuştur. Her koşulda egemenler için değişmeyen tek şey, sınıf adına, sınıfın çıkarları için mücadele eden, örgütlenen her sınıf hareketinin yaratılmasını önlemek olmuştur.
Dışarıda ve içerde sistemli bir tarzda sürdürülen bu çok yönlü ve kapsamlı saldırıların yanına bir de ezilenler cephesinde var olan örgütlenme bilincindeki zayıflıklar da eklenince, ortaya egemenler için sevindirici, ezilenler için ise umut kırıcı bir tablo çıkmaktadır. Sendika ağalarının izledikleri ihanetçi çizginin yarattığı yıkım, örgütlenme bilincindeki zayıflıkla bütünleşin-ce işçilerde oluşan güvensizlik, işçi sınıfını ekonomik ve demokratik hakları uğruna mücadelede kullandığı sendika aracından yoksun bırakıyor. Örgütlülük ve örgütsüzlük arasındaki bu farkın silikleşmesi, sınıf içindeki örgütlenme-sendikalaşma bilincini daha da geri noktalara taşımaktadır. Bugün yaşanan da budur. Egemenler yarattıkları bu örgütsüzlük cennetini korumak için, sınıf bakış açısına uygun olarak örgütlenme temelinde atılan tüm adımlara karşı tam bir pervasızlık örneği sergilemektedirler. Yasal zeminde yürütülen ve aynı zamanda bir hak olan bu çalışmalar “yasadışı” gösterilerek bir yandan saldırıların hedef tahtasına oturtulurken, diğer yandan hayali öcüler yaratılarak, bilinç düzeyi geri olan kesimler bu örgütlenmelerden uzak tutmaktadır. Sendikal çalışmalardan dolayı işten atılmalar, kimi sendikacılar hakkında açılan soruşturmalar yapılan tüm bu saldırıların somut göstergeleri niteliğindedir.
Bugün sınıf adına bu tablodan hoşnutsuz olmak, bu duruma itiraz etmek şu görevler karşısında daha tutarlı bir çizgi izlemeyi dayatıyor. Birincisi; Sendikalar içinde devrimci demokratik sendikal anlayışa uygun olarak sarı sendikal ve reformist anlayışlara karşı mücadele etmek. Çünkü işçi sınıfının bu temel örgütlenme araçlarına sınıfsal bir anlayış yön vermedikçe bu örgütler asla gerçek işlevlerini oynamayacaktır. İkincisi; işçi sınıfı içindeki çalışmaları sendikalara hapsetmemek. Çünkü, toplam çalışanların içinde sendikalı olanların sayısal düzeyi oldukça geri noktadadır. Dolayısıyla sendikasız olan kesimlere yönelmek, bunları örgütlemek güncel bir görevdir.
Bu genel doğruları ifade ederken, elbette ki içinde geçtiğimiz sürecin gerçekliğini göz ardı etmemeliyiz. Nedir o gerçeklik? Dönemsel olarak daha da derinleşen ekonomik kriz, var olan işsizlik ordusuna yeni taze güçler kattı ve katmaya da devam ediyor. İşsizliğin yoğunluğu, sendikalardaki örgütlülük düzeyinin zayıflığı mücadele düzeyinin geriliği, patronların hem kazanılmış haklar ve hem de ortaya konulan talepler karşısında daha da pervasızca bir tutum almalarını sağlamaktadır. Bu pervasızca saldırılar sınıfın geri bilinçli kesimlerini kitle örgütlerine yaklaşımda daha mesafeli bir tutum almaya zorlamaktadır. Bu objektif durum, her halükarda devrimci demokratik sendikal güçlere, ortaya daha yoğun bir emek koyma sorumluluğunu yüklüyor.
Devrimci demokratik sendikal güçler, örgütsüz kesimleri örgütlemenin yanı sıra işsizlere dönük de somut adımlar atmak zorundadır. Örgütsüzlük, sendikasızlaştırma ve işsizlik emperyalist-kapitalist sistemin ekonomik politikalarının doğal sonuçlarıdır. Dolayısıyla bu yıkım politikalarına karşı mücadeleyi anti-emperyalist mücadeleyle ilişkilendirmek de bir zorunluluktur. Propaganda/ajitasyon çalışmalarında buna mutlaka dikkat edilmelidir. IMF reçetelerini hazırlayanlar ile bu reçetelerin yol açtığı acı sonuçları arasındaki ilişkiyi doğru tarzda kurmak ve okları yönelmesi gereken hedeflere yöneltmek gerekir.
Geniş kitleler tarafından bu emperyalist kurumların ekonomiyi krizden çıkaran, işsizliği önleyen değil, buna neden oldukları gerçeğini düne göre bugün daha fazla görmeleri pratik yaşamda edindikleri tecrübelerdir. Bu tecrübelere bilinç öğesi katmak, bu sonuçlara yol açan nedenleri bilimsel ve anlaşılır bir yöntemle ezilenlere taşımak, böylesi kriz dönemlerinde anti-emperyalist bilincin yeniden ivme kazanmasına yol açar.
işsizliğin çığ gibi büyüdüğü, sendikasızligin kolece yasamin dayatildigi bir donemde “her işsiz bir işçi adayı, her işçi de bir işsiz adayıdır.” Bugün işsiz adayları daha çoğunluktadır. Dolayısıyla işçi sınıfının bir bileşeni, bir parçası olan işsizlere karşı kayıtsızlık, özünde sınıf çalışmasına karşı kayıtsızlıktır. Örgütlemede çalışanlarla çalışmayanlar karşı karşıya konulmaz. Günümüz koşullarında bunlar çok çabuk yer değiştirebilirler. Özellikle işsizler lehine. Hal böyle olunca, sendikalar düzeyinde bu kesimlere yönelmek, bu kesimlerin sorunlarını içerecek tarzda toplantılar yapmak, ortaya çözüm önerilerini çıkarmaya çalışmak sınıf sendikacılığı perspektifiyle hareket eden tüm sendika yönetimlerinin ve çalışanlarının görevidir. Ekonomik sıkıntıların yaratmış olduğu çaresizlik içinde kıvranan bu kesimlerin örgütlenmesi, işverenlerin sendikasız, sosyal güvencesiz, düşük ücretlerle çalıştırma projelerinin belli oranda boşa çıkarılması anlamına geliyor. Çünkü tüm bu kesimler egemen sınıfların ve sözcülerinin örgütlü kesimlere pervasızca saldırmaları, haklı taleplerine kulaklarını tıkamalarının güvencesi-temi-natı gibidirler. Bu güvence, bu teminat ancak bu kesimlere sınıf bilincinin taşınması ve örgütlenmesiyle ortadan kaldırılabilinir.
Eğer bugün greve giden, direnen iş yerlerinde işçi önderleri hemen kapının önüne konuluyorsa, bunun nedenlerinden biri de yoğun bir yedek iş gücünün olmasıdır. Çalışma güvencesinin, sınıfsal bilinç öğesinin zayıfladığı bir ortamda, bu yedek güç objektif olarak hem sınıf kardeşlerinin hem de kendisinin lokmasını küçülten, hiçleştiren bir cellat rolü oynuyor. Emekçiyi, emekçiye düşman eden, emek hırsızlığını kolaylaştıran bu karşı devrimci politikaları boşa çıkarmanın yolu sınıfın çıkarlarını koruyacak ve o uğurda mücadele edecek bir bilinçlenme ve örgütlenme eylemi olmazsa olmazdir.
Popularity: 1% [?]
Diğer haberlerden seçmeler
Filed Under: Genel Konular
About the Author:














İşçi sınıfının örgütlenmesinde sendikaların rolü -2-
Şöyle bir hafızamızı yoklayalım; egemen sınıflar “dikensiz gül bahçesi yaratmak”, emeklerimizi sorunsuz çalmak için işe nereden başlıyorlar? Birincisi; öncelikle güçlerimizi bölmek için her türlü hileye-komploya başvuruyorlar. Yeri gelince bölgeciliği, dini-mezhepçiliği, ulusal kimlikleri kullanıyorlar. Yeri gelince çalışanlar arasında belli ayrıcalıklar yaratıyorlar. Tüm bu girişimlerin temelinde sınıfın çıkarlarına uygun olarak ortaya çıkacak olan birleşik gücü parçalamaktır. “Birlikten kuvvet doğar” şiarını hiçleştirmek için, birliğe giden yolun temeline dinamitler döşeniyor. Döşenen bu dinamitleri etkisiz hale getirmenin tek yolu dil, din, mezhep farkı gözetmeksizin devam eden bu sömürü çarkına karşı “tek yumruk” olabilme becerisini göstermekten geçer. Bu beceri bilinçle, örgütlülükle kazanılır. Bugün işçi sınıfı başta olmak üzere tüm ezilenlerin güçsüzlüğü kendi sınıfları adına dövüşebilecek bir bilince, örgütlü güce sahip olmamalarında yatıyor. Ve bu aşılmadığı müddetçe egemenlerin “böl-parçala-yönet” politikaları da hayat bulmaya devam edecektir.
Sınıf bilincinin kazanılması pratik mücadeleyi içeren eğitimle olur. O halde önce örgütlü güçlerimizde, yakın çeperimizde başlayacak tarzda bir eğitim süreci içine girmeliyiz. Bu eğitimin kapsamı, temel bilgilerden başlayarak işçi sınıfının dünkü ve bugünkü mücadele deneyimlerini kapsayacak, karşılaştığı sorunların çözümüne ışık tutacak tarzda olmalıdır. Yukarıdan aşağıya doğru şekillenecek örgüt ve örgütlülük bilinci, sendikal alandaki çalışmalara olumlu temelde katkı sunacaktır. Bir işçi, kitle örgütlerinin ekonomik ve demokratik mücadeledeki önemini yeteri kadar bilince çıkarmazsa, ne sendikaya üye olur ne de sendikal mücadele içinde bedel ödemeye kendini hazır hisseder.
Sınıf bilincindeki gerilikten dolayı sendikalara üye olan birçok işçi, görevlerini sendikaya aidat ödemekle ve ara-sıra sendikaya gidip gelmekle, seçimler döneminde bir oy kullanmakla sınırlamış durumdadır. Bu, sıradan bir duruştur. Bu duruş reddedilmelidir. Devrimci Demokratik Sendikal Birlik’in her faaliyetçisi programında ifade edilen şu düşünceler doğrultusunda hareket etmek zorundadır.
“Ekonomik haklar uğruna savaşımı politik içerikten soyutlamayan, mücadeleyi emek sömürüsünün sonuçları ile sınırlamayan, ufkunu sömürü sisteminin kaldırılması yolunda çizen sınıf sendikacılığını ilke edinir.”
Ufkunu sömürü sistemine karşı mücadeleye çeviren her işçi, egemen sınıfların tüm sömürü ve zulüm politikalarına karşı aktif mücadele etmeyi, diğer ezilen kesimlerin sorunlarını sahiplenmeyi bir görev olarak kabul eder. Bugün zayıf olan, ama her halükarda büyütülmesi gereken bu anlayıştır. Bu anlayışın kökleşmesi, işçi ve emekçiler içinde geniş taraftar bulması için her şeyden önce Sendikal Birlik faaliyetçilerinin bu konuda daha ileri bir tutum içinde olmaları gerekir. Ancak programda ifade edilen ilkeler ve amaçlar doğrultusunda yürutulecek planli-sistemli bir çalismayla isbirlikçi,burokrat sendikacilik anlayisina karsi mucadelede basari elde edilebilir.
Diğer önemli bir nokta ise; mevcut sorunları kolektif bir tarzda tartıştıracak bir ortamın yaratılmasıdır. Örgütlü güçler ve yakın çeperle birlikte somut gündemler çerçevesinde yürütülecek tartışmalar, ortak bir bilincin oluşup gelişmesi sürecine hizmet edecektir. Elbette ki sorun yalnız dönemsel tartışmalarla sınırlanamaz. Çıkan bülten ve gazetelerin, eleştirel bir gözle irdelenmesi, herkesin çalıştığı iş kolundaki gelişmeleri rapor haline getirmesi vb. görevler de yerine getirilmelidir. Tüm bu çabalar bilinç düzeyinde bir gelişmenin yolunu da açabilir. Ama daha ileri düzeyde sıçramalı bir gelişme istiyorsak, başta çalıştığımız iş kolları olmak üzere, her alanda örgütlenme çabası içine girmemiz gerekir. Çeşitli iş kollarında gelişen direnişlere karşı desteği sembolik düzeyden çıkararak güçlü bir sınıf dayanışmasına dönüştürmek gerekir. Saflarımızdaki bürokrat, bencil-bireyci, küçük burjuva düşünüş tarzının alt edilmesi için de böylesi militan bir pratiğe ihtiyaç vardır.
Bu militan pratiğin örgütsel boyuttaki yansımasına gelince; kitle örgütlerinde, fabrika çalışmasında sınıf bilinçli proleter çizgiyi uygulayacak komitelerin-hücrelerin oluşturulması, tüm çalışmaların bu komiteler aracılığıyla yönlendirilmeye çalışılması ana prensibimiz olmalıdır. Bu anlayış doğrultusunda kitle örgütlerinin olduğu her yerde sınıf sendikacılığı anlayışına uygun bir çalış¬ma içine girmek; kitle örgütlerinin olmadığı yerlerde ise bu örgütlenme araçlarını yaratmak için bir ön çaba içine girilmelidir. İlkeli yaklaşım, ne kadar reformist, bürokrat sendikal anlayışla hesaplaşmayı içeriyorsa,bir o kadarda birlestirici-kucaklayici bir çizginin izlenmesini de zorunlu kiliyor.Cunku sorun belli bir kesimin ikna edilmesi degildir, sorun en geniş kesimi harekete geçirecek, örgütleyecek bir çizginin oturtulmasını sağlamaktır.
İşçi sınıfı örgütleri içindeki çalışmanın, işçi ailelerini kapsayacak tarzda genişletilmesi, yürütülen çalışmanın yoksul semtlere taşınması anlamına gelir. Objektif olarak da her zaman fabrika çalışmaları ile semt çalışmaları arasında bir bağ, bir ilişki vardır. Doğru bir tarzda ele alındığında semtlerden fabrikalara ve fabrikalardan semtlere ulaşarak daha geniş yeni ilişkiler ağı yaratmak mümkündür. Temel sorun öncelikle böylesi bir bakış açısını içselleştirmek, daha sonra ise bakış açısına uygun olarak yaratıcı ve ısrarcı bir tarzda hareket etmektir.
Koordineli bir tarzda yürütülecek böylesi bir çalışma hem alanların birbirlerinin sorunlarına karşı duyarlılıklarını artıracaktır hem de faaliyetçilerde dar değil, bütünün sorunları çerçevesinde pratik görevlere yaklaşma anlayışını geliştirecektir.
Tabi ki esas sorun, emekçi semtler ile fabrikalar arasındaki koordine sorunu değildir. Esas sorun, sınıf hareketinin toplumun diğer ezilen kesimlerinin sorunlarına karşı ortaya koyacağı duyarlılık sorunudur. Sınıf bilinçli proleterler bu yönlü tarihsel rollerini oynamak için bilinçlendirme-aydınlatma görevlerini yerine getirmek zorundalar. Ezilenler, emekçiler arasında zayıflayan dayanışma bi¬linci neticesinde ortaya çıkan güvensizliklerin yeniden güvene dönüştürülmesi için güçlü devrimci pratiklere ihtiyaç olduğu açıktır. Bugün açısından bu ihtiyacı görmek yetmiyor. Önemli olan yapılması gerekeni yapmaktır.
Merhaba Yoldaşlar…Benim fikir ve değerlendirme’me göre çalışan proleter kesime ,çalıştıkları yerlerin üretim araçlarına gizli,planlı ve örgütlü bir çalışmayla zarar vermek tahrip etmek…çalışamaz duruma sokmak…Sömürüye karşı verilecek en etkili cevaptır…Bunu yapmak tabiki ,bir zaman ve eğitim sürecini gerektirir…EMEĞİN SÖMÜRÜSÜNE KARŞI …ARAÇLARIN İMHASI…yani çarkın dişlilerinin arasında kalan emekçinin yapacağı…o çarkı çalışamaz…işleyemez hale sokmak…Hepinizi…yürekten sevgi ve saygıyla selamlıyorum….