Karayılan: Başbakanı uyarıyorum!

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Kürt legal siyasetin yapılan operasyonlarla AKP hükümetinin Türk devletinin en büyük hatasını yaptığını belirterek, “Hükümetin başındaki başbakanı uyarıyorum, bu politikadan kendisi sorumludur” dedi.

ANF’e konuşan Murat Karayılan, “AKP hükümeti bu yaptıklarıyla belki de tarihinin en büyük hatasını yapmış olmaktadır. Bu, devlet adına Türk devletinin en büyük hatasıdır” diye konuştu. Bundan sonra nasıl bir tutum sergileyeceklerine ilişkin önümüzdeki hafta kamuoyuna duyuracaklarını bildiren Karayılan, “Önümüzdeki hafta içerisinde kamuoyuna ve basına dönük hareketimizin resmi görüşünü açıklayacağız” açıklamasında bulundu.

DEMOKRATİK AÇILIM YENİ BİR TASFİYE POLİTİKASI

*Sayın Öcalan’a yönelik uygulamalar Kürtler tarafından endişe ile izleniyor. Öcalan son olarak 50 dk’ya indirilen ortak görüş süresine karşı “ortak görüş”e çıkmama kararı aldıklarını açıklamıştı. Devletin Öcalan’a ve legal siyasetine yönelik eşgüdüm halinde geliştirdiği baskı politikası arasında nasıl bir bağ var sizce?

-Özgürlük hareketimiz 1 Haziran 2004 hamlesinden bu yana önemli bir mücadele sürecini yaşadı ve önemli gelişmeler yarattı. Hareketimize karşı geliştirilen tasfiye konseptleri sonuçsuz bırakıldığı gibi ideolojik toparlanma, örgütsel büyüme, askeri ve siyasi başarıları da bu dönemde yaşadı. Bu temelde Kürt özgürlük hareketinin 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde elde ettiği başarı yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Türk devletinin ve AKP hükümetinin bütün karşıt çalışmalarına rağmen Kürt legal siyasetinin 29 mart yerel seçimlerindeki başarısı Kürt sorununun çözümünü olmazsa olmaz bir biçimde dayatmıştır. Hareketimiz de sorunun siyasal yöntemlerle çözülmesi için 13 Nisandan itibaren tek yanlı eylemsizlik sürecini ilan ederek, siyasal bir süreci başlattı. Bununla birlikte Önder Apo’nun yol haritasını gündeme koyup hazırlaması demokratik çözümü gündeme taşıdı. Bugüne kadar yürütülen Türk devletinin klasik inkar ve imha siyaseti bu gelişmelerle tümüyle işlevsiz kılınmıştır. Böylelikle politikası tümüyle iflas eden Türk devleti AKP hükümetinin eliyle bir politika değişikliğini yapmak zorunda kaldı. AKP hükümetinin geliştirdiği bu yeni politikası özünde “demokratik açılım” adı altında sınırlı bazı iyileştirici tedbirlerle çözüyormuş gibi bir görüntü yaratarak, bunun altında tasfiye konseptini hayata geçirmeyi planlamıştır. Yani Türk devletinin AKP eliyle geliştirdiği “demokratik açılım” özünde Kürt özgürlük hareketinin yeni bir konseptle tasfiye edilmesi politikasıdır.

İĞRENÇ BİR İŞKENCE YÖNTEMİ

Demokratik açılımın bir tasfiye politikası olduğu gerçeği bugün artık çok iyi bir biçimde açığa çıkmış ve bütün boyutlarıyla anlaşılmıştır. Eğer halen bazıları bu gerçeği bu biçimde görmüyorsa, ya iyi göremediklerinden yada hesaplarına geldiğinden gerçeğini açığa vurmuyorlardır. İşte türk devleti bu politikalarını başarılı bir biçimde hayata geçirmenin önünde Önder Apo’nun duruşunu ve analizlerini engel olarak görmektedir. Çünkü önderlik onların politikalarını görüyor ve deşifre ediyor. Onun için konuşmasını istemiyorlar, geri adım attırmak istiyorlar. Bu amaçları öteden beri vardır. Ancak özellikle bu yeni politikada mesafe kat etmeleri için Önderliği etkisiz kılmaları, engel olmaktan çıkarmaları gerekiyor. Bu amaçla Önderliği yer değişikliği adı altında ölüm çukuruna attılar. Aslında Önder Apo’nun boğaz, burun sorunlarını yaşadığı, nefes almakta zorlandığını çok iyi biliyorlardı ama buna rağmen öyle ölüm çukuru gibi bir yerin yapılıp, oraya konulmuş olması tamamen bilinçli bir politikanın sonucudur. Bu iğrenç bir işkence yöntemidir. Fakat halkımızın çok güçlü sahiplenişi ve direnişi karşısında hava için bir pencere açmak zorunda kaldılar. Fakat Önderliğimiz üzerindeki tecrit ve işkence sistemi hala devam ediyor. Bu konuda herhangi bir düzelme yoktur.

Türk devleti on bir yıldır Önder Apo’ya dönük yaklaşımlarında kanunlarını bile çiğniyor. Resmen ayrımcılık yapılıyor. Aynı statüde tutuklu olan kimselere tanıdığı hakları Kürt Halk Önderliğine tanımıyor. En son oraya götürülen grupla haftada on saat görüşme hakları olmasına rağmen haftada bir saat ortak görüş uygulanıyor. Bunu da en son on dakika daha azaltarak haftada elli dakikaya indirmişlerdir. Buna karşı grup kararı da ortak görüşe çıkmama biçimindedir. Bu bir direnişçi tavırdır. Belki mütevazi bir tavırdır ama anlamlıdır. Nitekim diğer cezaevlerindeki bütün arkadaş yapısı da İmralı’daki bu eylemi desteklemek amacıyla ortak görüşe çıkmama kararını almışlardır.

Türk devletinin Önder Apo’ya bu biçimde kendi hukukunu da çiğneyerek, uygulamalar yapmasının amacı bu yeni tasfiye politikasının pürüzsüz bir biçimde hayata geçmesinin önünü açmaktır. Aynı tarzda DTP’yi de bu tasfiye politikasının önünde engel olarak görmüştür. Çünkü bu yeni politikasının en önemli ayağı işbirlikçi bir Kürt ayağını oluşturmaktır. Hem güneyde Kürt siyasetini hareketimize karşı çıkartmak hem de kuzeyde Kürtler arası ikilik yaratma, taraflar oluşturma, böylece Kürt özgürlük hareketini zayıflatarak, bir işbirlikçi kesimin oluşmasını sağlamayı hedeflemektedir. Türk devletinin yeni politikasının esası PKK hareketini tasfiye etmede işbirlikçi bir Kürt tabakasını oluşturmak ve ona dayanarak kullanmadır. Bunun önünde DTP’yi engel gördüler. Esasında DTP şahsında Kürt siyasal demokratik zeminini parçalamak istediler. İçe doğru oynadılar. DTP bu konuda birliğini korudu. Gereken tutumu aldı. Kimsenin celladı olmayacağını açık açık ilan etti. Onun için de DTP hedeflenerek kapatıldı. Kürt legal demokratik siyaseti bir bütünen halen hedeftir. Onlar için sorun DTP’nin kapatılmasıyla bitmez. Onlar şu anda Kürdistan’da bir siyasal soykırım uygulayarak, siyasal demokratik zemini tasfiye etmek istiyorlar. Böylece farklı eğilimlerin, alternatiflerin çıkış yapabilmesi için gerekli zemini oluşturmayı hedefliyorlar. Bu nedenle Kürt siyasal demokratik yapılanmaları bugün onlar için temel bir hedeftir. İmralı politikalarıyla siyasal demokratik zemini tasfiye politikaları bu noktada bir konseptte birleşiyor. Amaç yeni tasfiye politikalarının başarısı için hem İmralı’yı etkisiz kılma hem de demokratik zemini tamamen tasfiye edip, güdükleştirerek, sonuç almayı hedeflemektir.

94 GERİLLA HAYATINI KAYBETTİ

*Devlet ve hükümetin Kürt legal örgütlemesine yönelik olarak 14 Nisan 2009’da başlattığı operasyonlar hızından bir şey yitirmeden devam ediyor. Bütün bu saldırıları devletin Kürtlere yönelik yeni bir politik çizgisi olarak değerlendirmek mümkün mü?

-29 Mart yerel seçimleri ardından Kürt sorununda barışçıl yöntemlerle çözüm sürecinin gelişmesi için gündemin uygun olduğuna karar verdik. Bu nedenle hareket olarak 13 Nisan 2009’da tek taraflı olarak eylemsizlik kararını alıp, ilan ettik ve resmen Kürt sorununda siyasal bir sürecin başlaması doğrultusunda çok çeşitli çabalar sarf ettik. Bu konuda Kürt tarafı olarak barış sürecini ilan ettik. Ama buna karşılık AKP hükümeti sadece bize ve gerillaya değil tüm Kürt yurtsever, demokratik siyasal kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını da içine alan bütün yurtsever Kürt siyasal demokratik yapılanmalarına karşı savaş ilan etti. Biz barış ilan ederken Türk devleti AKP hükümetinin öncülüğünde bizlere ve Kürt halkının tüm kurum ve kuruluşlarına karşı topyekun bir savaş ilan etti. Gerillaya karşı operasyonlarını durdurmadılar, bu dönemde yapılan 216 operasyonla 94 gerillanın şahadetine yol açtılar. Faili meçhul cinayetler yaşandı; Kürt çocukları orada-burada kurşunlanarak, katledildi; Kürt anaları sokak ortalarında coplandı, her türlü hakaret içeren uygulamalar hızından hiçbir şey kaybetmedi. Ayrımcı politikaları olduğu gibi devam etti. Hatta TRT 6 politik amaçlarla açılmış olmasına, yine koordinatörlük rolünü üstlenen içişleri bakanının bazı açıklamalarına rağmen Kürt kültürüne, eski Kürt isimlerine dönük eskiden var olan inkarcı, ayrımcı şovenist, ırkçı politikalar olduğu gibi sürdürüldü. Bununla kalmayıp, biz siyasal bir süreç geliştirmek isterken onlar siyasal zemini ve tasfiyeyi hedeflediler. 13 Nisanda bir barış sürecinin gelişmesini ilan ettik, onlar 14 Nisanda barış sürecinin öncüleri ve zemini olabilecek olan Kürt demokratik siyasal zeminine karşı saldırıya geçtiler.

Açıktır ki bu saldırıların bir konsept dahilinde adım adım sürdürülmesi önceden planlanmıştır. Sözüm ona kamuoyu tepkisini almamak için adım adım her iki-üç ayda bir, bir dalga halinde tutuklamalar geliştiriyor. Şimdi, Başbakanın “hazmede hazmede geliştireceğiz” demesinin ne anlama geldiğini anlaşılıyor. Bu sözü söylediğinde o zaman CHP, MHP gibi çevreler kendilerine dönük söylendiğini belirterek, demeçler verdiler. Ama belli ki aynı zamanda Kürt halkına karşı bir ezme, bir sindirme ve tasfiye etme politikası olduğu için “hazmede hazmede, adım adım bu açılımı geliştireceğiz” demektedir. Son olarak da seçilmiş belediye başkanlarını da hedefleyerek, bu konuda kendileri açısından ne kadar stratejik yaklaştıklarını da ortaya koymuş oldular.

SİYASAL SOYKIRIM

Biz buna siyasal soykırım dedik. Bu başka bir biçimde tanımlanamaz. Kürtleri iradesizleştirmek, teslim almak, siyasal zemini tasfiye ederek, işbirlikçi bir Kürt tabakasının ortaya çıkmasına imkan sağlamak için çok kirli bir politika sürdürülmektedir. Hepsi için gerekçe KCK üyeliğidir. Eğer bu kadar insan hakları derneği, kadın hareketleri, gençlik örgütlenmeleri, sendikalar, belediye meclisleri, çok çeşitli sivil toplum kuruluşlarından gelen insanların hepsi KCK üyesiyseler o zaman siz KCK’nin toplumsal bir güç olduğunu itiraf etmiş oluyorsunuz. İşin gerçeği ise KCK üyeliği bir gerekçedir. Burada ki gerçeklik şudur; Kürt siyasal demokratik örgütlenmesinin bir toplumsal güç haline gelmesidir. Kürt siyasal demokratik mücadelesi, iradeleşmiş bir düzey kazanmıştır. Şimdi bu iradenin kırılması hedeflenmekte, bunun için tasfiye planı siyasal zemine dönük geliştirilmektedir. Daha önce operasyonlar gerillaya karşı yapılıyordu, şimdi sadece gerilla değil, özgürlükten yana, özgür Kürt çizgisinde duruş sahibi olan tüm Kürtlere karşı yapılıyor. Teslim olmuş, ihanet etmiş, düzen partileri içerisinde bireysel, ailesel çıkarları uğruna kendi toplumsal gerçeğini inkar etmiş kişiler dışındaki özgürlükçü Kürtlerin tümü hedeflenmektedir. Daha önce sadece ordu gerillaya karşı operasyon yaptığı için AKP “biz aslında sorunu çözmek istiyoruz ama ordu engeldir” diyordu. Ama şimdi görüldü ki bu bir safsatadır. Ordunun engel olmasından ziyade AKP zihniyetinin, kendisi engeldir.

BUNLAR AKP HÜKÜMETİNİN BAŞININ ALTINDA ÇIKIYOR

Kürt siyasal demokratik zeminine dönük 13 Nisandan itibaren geliştirilen bu tutuklama furyasının AKP’nin karar ve inisiyatifi dışında gerçekleşmiş olduğunu hiç kimse iddia edemez. Kaldı ki yapan kurumlar belli, bunu hayata geçirenler bellidir. Bu işlerin hepsi Başbakan Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin başının altından çıkmaktadır. Kürt halkına karşı bir savaş ilan edilmiştir. Biz barış ilan ettik, bu konuda olumlu bir adım bekledik. Ama buna karşı sadece biz değil tüm Kürt yurtsever demokratik çevrelerinin hedeflendiği bir saldırı ve topyekun savaş politikasıyla karşı karşıya kaldık. Özellikle en son Iğdır belediye başkanı sayın Mehmet Nuri Güneş’in tutuklanması ile toplam son iki haftada iki yüz kişiye yakın Kürt siyasetçisinin tutuklanmış olması bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu, devletin ve bu hükümetin niyetini açıkça ortaya koymaktadır. Daha önce seçimler ardından başbakan yardımcısı Cemil Çiçek “siyasi haritaya bakmamız lazım, Ermenistan sınırına dayandılar” diyerek, devlet güçlerini uyarmış, Kürt siyasetini hedef göstermişti. Şimdi kritik bir dengede olan Iğdır belediye başkanının çok suni bahanelerle gözaltına alınması Türk devleti ve AKP hükümetinin Kürtlere nasıl yaklaştığının bir göstergesidir. Kürtler söz konusu olduğunda her türlü hukuksuzluğun yapılacağı ve hukukun ayaklar altına alınacağının açık bir pratiğidir. Biliniyor, orada DTP adayı MHP’den belediye başkanlığını devralmıştır. Bu kadar hassas dengelerde olan bir ildir. Ama bu ilin hedeflenmesi, hem de sadece belediye başkanı değil, parti il başkanı dahil sekiz kişinin buradan tutuklanmış olması karşı tarafa sonuç alma olanağını yaratmaktadır. Dengelerin diğer partilere geçmesini sağlayacak bir müdahaledir. Özellikle Batman, Şırnak, Van ve Iğdır gibi illerde AKP’nin özel olarak kendi örgütleme zeminini yaratmaya dönük işaretler güçlü bir biçimde vardır. Buralarda gerçekleşen tutuklama ve sindirme ile AKP’nin ulaşmak istediği özel amaçları vardır. Şiddet ve baskıyla siyasal sonuçları alma hesaplarının olduğu açıktır. Nerede hukuk? Nerede vicdan? Nerede adalet? Demokrasiniz bu mudur? Demokrasi böyle mi olur? Demokrasi polisin copu, askerin potiniyle mi olur? Tüm yurtsever Kürt halkı ve adaletten, hukuktan, barıştan yana olan tüm çevreler bunu iyi görmeli ve doğru değerlendirmelidir. Iğdır’daki son saldırı bu açıdan çok önemlidir. AKP hükümetinin tertiplemesi ve jandarma eliyle uygulaması da ilginç bir uygulama biçimini ortaya sermektedir.

Diğer bir husus da detaylarını fazla bilmemekle birlikte, diğerlerinin hepsi KCK üyeliği adı altında tutuklandılar. Iğdır’daki tutuklamalar ise “PKK üyesidirler” biçiminde bir iddia şeklindedir. Bunun gerçekle hiçbir alakası yoktur. Burada açıkça kamuoyuyla şu gerçeği paylaşmak, PKK ve KCK sisteminin bir sorumlusu olarak şunu belirtmek istiyorum; bu insanların bizimle üyelik statüsünde hiçbir ilişkileri yoktur. DTP veya BDP kapsamındaki legal demokratik siyasetle bizim herhangi bir ilişkimiz yoktur. Varsa bir ilişkimiz ispatlasınlar, ortaya koysunlar. Hareketimizin ilişkisi olsaydı en başta benim ilişkim olurdu. Böyle bir şey yoktur. Ama Türkiye’de legal, yasal statüsü bulunan, şu anda dışarıda yerleşmiş bazı siyasetçilerin adını vererek “bunlar KCK’dir, KCK’nin sorumlusudur, bundan talimat almışlardır” gibi suni bazı gerekçe ve belgelerin ortaya konulması geçerli değildir. KCK Sisteminin resmi sorumlusu olarak direk bizim ilişkimizi ispatlasınlar. Böyle bir şeyin olmadığı açıktır.

YEREL SEÇİMLERDE YENİLGİYİ HAZMEDEMEDİ

Esasen AKP hükümeti yerel seçimlerde aldığı yenilgiyi hazmedemedi. Türk devleti Kürt siyasal demokratik iradeleşmesini hazmedemiyor. Bunun için her bir yasal, siyasal kadroya bir suç buluyorlar. Yani önce tespit ediyorlar, işte bu da özgür Kürt çizgisinde yürüyen bir kadrodur deyip, ona göre suç buluyorlar. Bazılarına “sen neden falan yerden filan yere atandın, burada aday gösterildin, demek ki sen bir kadrosun” diyorlar. Bu tür iddialarla insanları tutup, içeri atıyorlar. Kürt siyasal demokratik iradesine karşı bir tasfiye girişimi vardır. Esası budur ve bu amaç için çok kirli oyunlar da ortaya konulmaktadır. Aynı zamanda içe dönük bir amaç da vardır. Bazılarını tutuklayıp, gözdağı verme, bazılarına da teslim alma ya da en azından geri adım attırmak istiyorlar. Böylece zemini açmak, boşaltmak istiyorlar. Buna karşı tüm Kürt halkı ve Kürt demokratik kurum-kuruluşları, belediye başkanları, parlamenterler gereken tavrı koydular. “İrademizden taviz vermeyeceğiz, direneceğiz” diyerek, tavır koydular. Buna rağmen anlaşılıyor ki parçalama, bölme, güvensizliği yaymaya dönük amaçlarından vazgeçmemişlerdir.

BAŞBAKANI UYARIYORUM

*Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e PKK tarafından suikast yapılacağı iddiası ortaya atıldı. Bu iddiaların amacı nedir?

-Evet Amed Belediye Başkanı Sayın Osman Baydemir’e dönük de “PKK tarafından vurulacağından dolayı can güvenliği yoktur” diye bir iddia ortaya attılar. Bu kadar iğrençliğe, bu kadar alçaklığa pes doğrusu! Bu durum gösteriyor ki, Türk devleti ve onun ilgili icra kurumları Kürt halkına ve onun siyasetçilerine karşı kirli yöntemlerini derinleştirmek istiyorlar. Bir kere Osman Baydemir Amed gibi önemli bir şehrin büyük şehir belediye başkanıdır. Yüzde altmış beş küsur oy almıştır. Bizim için içeriye alınan belediye başkanları diğer tüm tutuklananlar ile dışarıda olan mevcut bütün belediye başkanları ne ise Osman Baydemir de odur. Hepsi yurtsever demokratik Kürt siyasetçileridir. Onurlarını koruyan, Türk devletinin hile ve oyunlarına karşı tavır geliştiren halkına, onun değer yargılarına bağlı siyasetçilerdir. Onların bu zor koşullarda direnişleri, tavır ve tutumları kendilerine daha fazla saygınlık kazandırmıştır. Bazılarını KCK üyesi diye tutuklayacaksın, Osman Baydemir’in kendisini de KCK üyeliğinden dolayı beş saat sorguya çekeceksin, bunun için kendisine onlarca dava açacaksın, yurtdışına çıkma yasağı koyacaksın, sonra da dönüp “seni vuracaklar” diyeceksin. Bu kadar çiğ, bu kadar iğrenç, çirkin yöntemlerle bir yere varamazlar. Bunu kime yutturacaksınız? Hem bizim insanımızı hedefleyeceksin hem de sonrasından da kirli amaçlarını farklı politikalarla hayata geçirip, sonuç alacaksın. Türk devletinin dürüst yaklaşmadığı, alçakça yöntemlerden medet umduğu iyi görülmektedir.

Ben bu konuda özellikle bu hükümetin başındaki başbakanı uyarıyorum, bu politikadan kendisi sorumludur. Orada ne tür işler çevrilmek isteniyor ki böyle bir iddia ortaya atılmıştır. Bunun zerre kadar bir bulgusunun bulunması mümkün değildir. Böyle bir şey asla mümkün de olamaz. Ama ona rağmen bu tür oyunların oynanması bu devletin ne kadar tehditten, baskıdan, parçalamaktan ve öldürmekten medet umduğunu gösteriyor. Bir kere her şeyden önce Kürt halkı ve bütün seçilmişleri devletin bu politikalarına karşı tutum aldılar. En iyi tutumu ortaya koyan da Osman Baydemir’in kendisidir. Özellikle devletin içe dönük politikalarına dönük yaptığı açıklamalar çok anlamlıdır. “Şeyh Sait ihanete uğradı, Seyit Rıza ihanete uğradı, ondan sonra gelenler asla ihanete uğramayacaktır” gibi çok anlamlı sözler sarf etti. Zaten onun bu kararlı duruşu karşısında devlet bu tür yeni yöntemlerle sonuç almak istemektedir. Bunda değişik ve henüz tam çözemediğimiz amaçları olsa da açıkça görülen korku salma, güvensizliği yayma ve geri adım attırmayı hedeflemektedirler.

Burada hemen şunu söyleyeyim; sayın Osman Baydemir’in yaptığı o açıklamaya karşı bazı çevreler de rahatsızlıklarını ve eleştirilerini ifade ettiler. Ancak biz bu eleştirilere katılmıyoruz. Bu tür sözler normal koşullarda söylenmiş sözler değildir. Kürt halkı büyük bir zulümle karşı karşıyadır. Büyük bir haksızlık, siyasal soykırım uygulamasıyla karşı karşıyadır. Orada öyle eleştiri konusu yapılacak bir takım sözlerden ziyade devletin yaptığı uygulamayı görmek gerekiyor. Devletin yaptığı, Kürt halkının siyasal iradesinin hedeflenmesi, hukuk adına hukukun çiğnenmesi, adaletin yerle bir edilmesi, tahammülü zor her türlü ahlaksızlığı ve tecavüzü aşan bir uygulamadır. Öncelikle bunu görmek, bunu eleştirmek gerekiyor.

200 YILLIK KÜRT SORUNU BU TÜR MANEVRALARLA AŞILAMAZ

Kısacası, Türk devletinin Kürt siyasal iradesine karşı bu uygulamaları aslında AKP hükümetinin gerçek niyetini de ortaya koymaktadır. Daha önce olağanüstü hal bölgesi vardı, süper vali vardı, şimdi de süper müsteşar geliştiriyorlar. Yani eskiyi aşan bir uygulama söz konusu. Olağanüstü hal valiliği döneminde Kürt çocuklarına ömürlerinin üç-dört katı yıl içeren cezalar verilmiyordu. Bu kanunları AKP hükümeti çıkardı. Bu süper müsteşar aynı zamanda örtülü ödenek yetkisine sahip bir statüde olacak, deniliyor. Yani faili meçhul cinayetler dahil her türlü yasa dışı uygulamaya yetkili kılınacak bir müsteşar oluyor. Örtülü ödenek Çiller döneminden bu yana hep faili meçhul cinayetlere ve özel suikastlara ödenmiştir. Biz bunları iyi biliyoruz. Bu konuda Kürt halkına ve onun siyasal iradeleşmiş gerçeğine karşı devletin bir tasfiye konsepti gündemdedir. Artık sadece gerilla değil, aynı zamanda şehirde eline hiç silah almamış, hiçbir illegal faaliyeti olmayan, herkes tarafından tanınan yasal demokratik kişiler de hedeftir. Zaten “bunlar dağdaki gerilladan daha tehlikeli hale gelmişler” diyorlar. O zaman bunlar Kürt halkının özgür Kürt duruşunun tümüne karşıdır. “Demokratik açılım”ın bu olduğu anlaşılıyor. Tıpkı Ecevit hükümeti döneminde adalet bakanı Hikmet Sami Türk öncülüğünde cezaevlerinde f tipi sistemini zorla oturtmak için yapılan faşizan uygulama ve katliamlara “yaşama dönüş” adını verdikleri gibi bir şey oluyor. Kürt sorununun çözümü değil, Kürtlerin iradesizleştirilmesi, tasfiye edilmesi temelinde sorunun aşılması politikasıdır. Bu politikayı devlet zaten seksen yedi yıldan beri yürütüyor. AKP bugün farklı bir dil ve üslup kullanarak aynı politikayı uygulamaya çalışıyor. Daha önce Tansu Çiller de bu gibi amaçlarda çok ısrar etti. Daha farklı hükümetler kendilerini denediler, hiçbiri sonuç almadı ve kendi sonlarını getirdiler. Şimdi Erdoğan da sonuç almayacak ve bu politikası onun sonunu getirecek bir politikadır. Çünkü iki yüz yıllık Kürt sorunu bu tür manevralarla, bu tür tasfiye politikalarıyla aşılamaz, kendileri aşılacaktır. Bunun sonucu, gideceği yer kendilerinin aşılması olacaktır.

ESAS BALYOZU KÜRT SİYASETİNE İNDİRİYORLAR

*Son dönemlerde Türk medyası, darbe planları, kozmik oda aramalarına kilitlenirken, Kürt siyaset cephesi Batı’da tartışılan planların Kürdistan’dan uygulamada olduğuna dikkat çektiler. Ancak medyada Kürtlere yönelik baskılar gündemden düşürüldü, bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Uygulanan politika bir devlet politikasıdır. AKP hükümeti bunun sorumluluğunu taşıyor ama devlet ve medyanın giderek söz birliğiyle gelişiyor. Medya derken özellikle bir takım belli medya çevrelerinden söz ediyorum. Yoksa medya içerisinde dürüst davranmakta olan kesimler de vardır. Ama son dönemde çok organizeli bir biçimde kozmik oda sorunu gündeme oturtuluyor. Daha sonra sekiz belediye başkanı ve onlarca Kürt siyasetçisi oldu-bittiye getirilerek içeriye atılıyor. Geçmişte tertiplenen bir cunta dosyası gündeme oturtuluyor, ondan sonra o hafta boyunca iki yüz Kürt siyasetçisi içeriye atılıyor. Bunun bu kadar tesadüfi bir şekilde bir araya gelmesi düşünülemez. 2003 yılında hazırlanan darbe planı neden tam da bugün ortaya atıldı? Eline geçen çevreler neden bunu şimdiye kadar sakladı? Bütün bunlar soru işareti bırakıyor. Belli ki ordunun geçmişinde bu tür darbe planları olmuştur. Bu kaçıncı plandır ortaya çıkıyor? Elbette bunlara karşı durmak ve açığa çıkarmak lazım. Hükümet belgeleri alıp, gerekli uygulamaları yapar. Ama şimdi yöntem değiştirilmiş. İlk önce herhangi belli bir gazetede neşri yapılıyor, gündeme oturtuluyor, sonradan savcılar göreve çağrılıyor. Bu nasıl bir hükümettir? Aslında AKP hükümeti bununla bir taraftan Türkiye’de kendi mağduriyetini bir daha gündeme koymak istiyor, bunun için “balyoz planı, cunta planı var” diyor. Diğer yandan esas balyozu da Kürt özgürlük mücadelesine ve siyasetine indiriyor.

2003 yılına ait sözü edilen darbe planı gündemleşirken Kürdistan’da ise darbenin gerekleri uygulanıyor. Bunu bazı dürüst köşe yazarları da görmüşlerdir. Bu anlama gelecek cümleler kullanmışlardır. Sadece biz söylemiyoruz. Kürdistan’da şu anda yapılan tutuklamalar hiçbir zaman olmamıştır. Sadece 12 Eylül faşist, askeri cuntası sürecinde olmuştur. Hiçbir zaman bu kadar Kürt legal siyasetçisi gözaltına alınmamıştır. Örneğin 94 yılında çok kişi gözaltına alındı ama bunların çoğu ERNK çalışanıydı ve illegal faaliyet içinde olanlardı. Şimdi hayatları boyunca yasal siyasal alanın dışına çıkmamış insanlar salt “sen Kürt siyasetçisisin, özgürlük çizgisinde yürüyorsun” diye içeriye atılıyor. Hem de halkın teveccühünü kazanmış belediye başkanı olmuş, il meclisi üyeliğine seçilmiş, belediye meclisi üyeliğine seçilmiş insanlar sudan bahanelerle içeri atılıyor. Bu, faşizan cunta yöntemlerinin Kürdistan’da uygulanmasıdır. Kürdistan’da askeri cunta politikaları şu anda hayattadır. Zaten süper müsteşar da geliyor, örtülü ödenek yetkisine de sahiptir. Dolayısıyla Kürdistan’da örtülü bir sıkıyönetim, bir cunta uygulaması AKP’nin eliyle şu anda uygulamadadır. Bu bir devlet politikası olduğu için basın-yayın çevreleri de iştirak etmekte ve sanki sıradan bir olaymış gibi yaklaşılmaktadır. O kadar seçilmiş insanın kelepçelenerek, tutuklanması nerede görülmüştür? Bu Kürt halkına yapılmış bir zulümdür, bir hakarettir, iradesine karşı yapılmış bir saldırıdır. Ama sanki sıradan bir olaymış gibi yansıtılmaya hatta mümkünse yansıtılmamaya çalışılmaktadır.

*BDP 1 Şubat’ta olağanüstü kongresini gerçekleştirecek. BDP’nin toplumun tüm kesimlerini kapsayabilmesi için kendisinden önceki partilerden farklı olarak bileşiminde ve politik hattında ne tür bir değişiklikler geliştirmesi gerekir?

-Kürt özgürlük mücadelesi önemli bir süreçten geçmektedir. Özellikle bu dönemde egemen devlet anlayışı Kürt siyasal zeminini hedeflemiş bulunmaktadır. Tam da böyle bir süreçte Kürt demokratik yurtsever siyasetinin yeni zemini BDP’nin olağanüstü kongresinin yapılacak olması önemlidir. Kürt demokratik yurtsever siyasetinin bu zeminde gerçekleştireceği duruş, yine yürüteceği politikalar önem kazanmış bulunuyor. Çünkü devletin amacı Kürt siyasal demokratik zeminini tasfiye etmek, geriletmek, terbiye ederek, denetime almaktır, ıslah etmek, böylece çizgisine çekmeyi hedeflemektir. Bu anlamda Kürt demokratik yurtsever siyasetinin tutarlı duruşunun bir ifadesi olabilecek kongrenin gerçekleşecek olması tasfiye politikalarının boşa çıkarılmasında rolünün olabileceğini düşünüyorum. Bu amaçla kongrenin demokratik siyasal hareketin geleneğine uygun gerçekleşeceğini umuyorum. Her hangi bir şey belirtmek durumunda değiliz. Sadece şunu belirtmek istiyorum. Kürt yurtsever demokratik hareketinin, iç işleyişinde demokratik muhtevanın derinleşmesi oranında halkımız tarafından destekleneceğinin bilinmesi gerekir, diyorum. Biz bu temelde yasal demokratik zeminin seçim ve kararlarına saygılı olmayı temel bir ilke olarak ele alıyor ve bunun bilinmesini istiyoruz.

Özellikle önceki Kürt demokratik siyasal partilerden farklı olarak bir Türkiye partisi olmayı daha vurgulayıcı ve pratik adımlarla ifadesini bulan bir açılımı önüne koymuş olması çok doğru ve yerinde bir politikadır. Biz de bu politikayı destekliyoruz. Bu vesileyle Kürt demokratik yurtsever siyasetinin Türkiye’de demokratik, sol, liberal çevrelerle bütünleşerek, Türkiye’de ciddi ve gerçek bir demokratik muhalefeti ortaya çıkarabileceği fırsatı bir kez daha gündeme gelmiştir. Biz hareket olarak bu koşulların değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor ve Türkiye’deki tüm sol, sosyalist, demokratik çevrelerin Kürt siyasal demokratik siyasetiyle bütünleşmeye, birleşmeye çağırıyoruz. Ortak platformlarda buluşarak, Türkiye’nin sahipsiz olmadığını, demokrasi güçlerinin halkların kardeşliğinden, barıştan yana olan tutumunun gerçek gücünü açığa çıkarma koşullarının doğduğunu düşünüyoruz.

TÜRKİYE ÇOK ÖNEMLİ BİR TARİHİ SÜREÇTEN GEÇİYOR

Bir bütün olarak Türkiye çok önemli ve ciddi bir tarihi süreçten geçmektedir. Eğer Türkiye sol ve demokrasi güçleri bu dönemde birleşerek, bir iradeleşmeyi ortaya çıkaramazlarsa bundan sonraki süreçlerde gelişme yaşamaları mümkün olmayacaktır. Ama şimdi bu şans vardır. Kürt demokratik yurtsever siyasetiyle ortak bir platformda buluşma ciddi bir imkandır. Bunu değerlendirmeleri gerekir. Aslında biz değerlendirmemelerine bir türlü anlam veremiyoruz. Ama BDP’nin yeniden böyle bir gündemi geliştirmesi, ortaklaşma tartışmasını gündemleştirmiş olması bu anlamda önem taşıyor. Dolayısıyla Kürt demokratik yurtsever siyasetinin sadece Kürt toplumuna dayanma değil, tüm Türkiye’ye hitap eden politikalara sahip olması gerektiği açıktır. Ama aynı biçimde Türkiye tarafında da ilgili güçlerin bu konuda gereken duyarlı tutumu geliştirmeleriyle birlikte sonuç alıcılık gelişebilir. Bu konuda bize düşen destekleyici tutumlar olursa bundan geri durmayız. Kürt demokratik siyasal sürecinin boyutlanması ve bir bütün olarak Türkiye demokrasi hareketinin güç kazanması kapsamında üzerimize düşen sorumlulukların gereğini yerine getireceğimizi belirtmek istiyorum.

TÜRKİYE’YE BİÇİLEN ROL İRAN’I IRAK ÜZERİNDEN BARAJLAMA

*Suriye Türk devletinin Kürtlere yönelik politikalarının arkasında olduğunu her fırsatta dile getirirken İran devleti de Türk devletiyle eş zamanlı olarak Kürtlere yönelik saldırılarını tutuklama ve idamlarla sürdürüyor. Birbirine paralel olarak geliştirilen baskıların bu devletlerarasında danışıklı bir şekilde yürütüldüğü söylenebilir mi?

-Kürdistan özgürlük hareketinin tüm Kürdistan çapında gelişim göstermesi Kürdistan üzerinde hakimiyetleri bulunan bütün devletleri ürkütmüştür. Bundan dolayı geçmişte Türkiye, İran, Suriye arasında bir ittifakın geliştiği bilinmektedir. Aslında bu ittifak bozulmuş değildir. Belki zaman zaman gevşemekte veya pratikte çok göze çarpmamakta ama esasında bu politika halen devam etmektedir. Fakat bölge yeniden biçimlendirilirken bölge dengelerinin yeniden yerini bulması kapsamında Türkiye ile İran’ın karşıtlık durumu da söz konusu olabilecektir. Çünkü batı dünyasının, ABD’nin özellikle Türkiye’ye biçtiği rol ve misyon İran’ı Irak üzerinden ve bölgede barajlama rolüdür.

Bugün Afganistan’da sürdürülen çatışmanın en önemli amaçlarından birisi de giderek İran’ı kuşatma konsepti çerçevesinde sonuç almaktır. Bunun bir ayağı da Irak’tır. Irak’ta Türkiye’yi daha fazla öne çıkararak İran’ı barajlama politikası güdülüyor. Bu konuda AKP hükümetinin özellikle daha farklı kapsamda bir rol üslenme durumu söz konusudur. Ortadoğu bölgesinde radikal İslam’ı ılımlı İslam’a dönüştürme, çizgiye çekme ve böylece radikal İslam’ı tasfiye etme rolü vardır. AKP hükümeti bu rolünden dolayı zaman zaman İsrail’e karşı çıkışlar yapmaktadır. Davos çıkışının başka bir izahı yoktur. Yine son dönemdeki İsrail karşıtı açıklamaları da bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir. Yani danışıklıdır aslında. Direkt İsrail’le olmayabilir ama dünya düzenini idare eden güçlerin bilgisi dahilindeki bir politikadır. Eğer Erdoğan İsrail’i eleştirmezse, Davos çıkışını yapmazsa Hamasla ilişki kuramaz, Hizbullahla ilişki kuramaz. Diğer radikal İslami güçleri çizgiye çekme rolünü oynayamaz. Suriye’yi bu denli ilişki ağı içine alamazdı. Bu işler aynı zamanda İsrail’in de hizmetine giriyor. Yani Suriye’nin bir biçimde teslim alınma sürecinin geliştirilmesi, Hizbullahın, Hamasın yumuşatılması elbette ki ortak bir konsepttir. Bu açıdan AKP’nin rolü radikal İslam’ı ılımlı İslam’a dönüştürmedir, bir de Kürt Özgürlük Hareketinden gelecek tehlikeyi bertaraf etmedir.

Şimdi bu kapsamdaki rolü gereği AKP tarafından zaman zaman İran’a da sıcak mesajlar verilmektedir. Bu, aslında sanki farklı durumlar varmış gibi bir hava yaratsa da, söz konusu bu devletler aralarındaki çelişkileri gizleyememektedirler. Tek birleştikleri nokta Kürt Özgürlük Hareketine karşı ortak çıkarlarının olmasıdır. Bunun dışında öyle başka bütünlüklü ortak bir çıkarları yoktur. Ama bu konuda İran devleti bir taraftan kuşatma süreciyle yüz yüze kalırken öbür taraftan kendi iç yapısını dayanışma içerisinde bütünleştirme, güçlendirme politikası yerine çeşitli farklı sesleri bastırarak hakimiyet sağlama siyasetini esas almaktadır.

FESİH YASEMİNİ CİDDİ BİR KAYIPTIR

Örneğin, bu dönemde Kürt halkının İran tarafından hedeflenmesi İran açısında doğru bir politika değildir. Özellikle Kürt sorununu bir bölgesel sorun olarak gören, dış güçlere dayanmayan PJAK gibi bir Kürt hareketinin İran devleti tarafından bu denli şiddetle hedeflenmesi yanlış bir politikanın sonucudur. Kürtler İran’la sorunlarını barışçıl yöntemlerle çözmek istediği müddetçe İran devleti de Kürtleri itmemelidir. Kürtlere yönelik sert uygulamalar yapması karşısında Kürtlerin de refleks gösterme durumları doğal olarak gelişecektir. İran devleti “bizim yasalarımızda idam vardır, idam herkese karşı kullanılıyor, Kürtlere karşı da kullanılır” diyor. Ama sen bir Kürt gencini sadece Kürt olduğu ve Kürt halkının özgürlüğünü savunduğu için idam ediyorsun. Yani düşüncelerinden ve Kürt özgürlük çizgisinden dolayı idam ediyorsun. En son idam edilen Fesih Yaseminin başka ne suçu vardı? Silahlı güçlerin bir militanı değildi. Kendi çevresinde Kürt yurtseverlik çizgisinde mücadele yürüten sivil bir insandı. Varsa bir aktivitesi o da siyasal düzeyde bir aktivitedir. Kürt halkı sivil bir siyasetçinin idam edilmesini elbette ki kabul görmez, tepki ile karşılar. Bu kez tepki gösterildiğinde de “biz intikam alacağız” diyorlar, iyi de Kürtlerin canı da candır. Sen intikam peşinde koşarsan Kürtler de kendini savunur ve böyle ortamı savaş ortamına dönüştürürsünüz. Ayrıca Fesih Yasemini gibi onurlu bir insan doğu Kürdistan özgürlük mücadelesi açısından ciddi bir kayıptır. Eğer devlet güçlerine teslim olsaydı idam etmeyecekleri ve bırakacakları kesindi. Ama o inandığı çizgide çok şerefli ve onurlu bir duruş sergileyerek teslimiyeti değil idamı tercih etmiştir. Bu kendi inancı uğruna seve seve ölümü göze alma tutumudur. Çok değerli bir insani tutumdur. Fesih Yasemini burada teslimiyet ihanete direniş götürür şiarını esas almış ve çok onurlu bir biçimde Kürdistan şehitler kervanına katılmıştır. Onun bu kararlı duruşu hem tüm Kürt halkına hem de İran devletine önemli mesajlar içermiştir. Kürt toplumsal gerçeğinin basite alınamayacağı mesajı verirken özgürlük çizgisinde nasıl davranılması gerektiğini de ortaya koymaktadır.

Ben İran devletinin Kürt halkına karşı yürüttüğü idam ve baskı politikasının İran’ın çıkarlarıyla da ters düştüğünü düşünüyorum. İran’ın çıkarlarına da hizmet etmemektedir. Çünkü böylelikle İran tüm Kürtleri karşısına alma siyasetini esas almış oluyor. Böyle olunca tabiî ki Kürtlerin de refleksi gelişecektir. Bu konuda Kürt halkının komşu halklarla ortak, bir arada, eşit, özgür yaşamayı isteyen programsal duruşu önemlidir. Özellikle Kürt sorununun bir bölge sorunu olduğu, hiçbir dış gücün müdahale etmemesi temelinde bölge halklarının kendi arasında çözmesi gerektiği noktasındaki duruşu ve politikası İran, Suriye ve Türkiye devleti tarafından dikkate alınması gereken bir politikadır. Ama Türkiye arkasını uluslar arası güçlere vererek, özellikle ABD’nin Irak’ta kendisine biçtiği role güvenerek, dış güçler desteğiyle Kürt Özgürlük Hareketini bastırma politikasında ısrar etme tutumu vardır. İran İslam devleti de buna aynı şekilde iştirak etmemelidir. Eğer ederse Kürtlerin de buna karşı tavrı, tutumu olacaktır.

Bu açıdan biz Kürt sorununun bir bölge sorunu olduğunu, bu sorunun artık göz ardı edilemeyeceğini, bölgedeki aklı başında devletlerin, siyasetçilerin bu sorunu bastırma, idam etme, korkutma, sindirme yöntemiyle değil; barışçıl yöntemlerle çözmeyi önüne koyması gerektiğini bir kez daha ısrarla vurgulamak istiyoruz. Bu temelde ilgili devletlerin doğru politikaya, Kürt halkını hedefleyen, ezen, sindiren değil, Kürt halkını ciddiye alan, iradesini tanıyan, bu temelde sorunu çözmek isteyen politikanın esas alınması gerektiği yönünde çağrımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bu devletler eğer olumlu yaklaşırlarsa Kürt halkı da olumlu yaklaşır. Suriye devleti için de aynı şey geçerlidir, İran devleti için de geçerlidir. Bu her iki devlette Kürt halkına dönük politikalarını Türkiye’nin paralelinde değil, kendi özgünlüklerinde geliştirir ve iyi niyet içerikli tutumlarla yaklaşım gösterirlerse Kürt halkının da onların o yaklaşımına olumlu cevap vereceği açıktır. Ama Türk devletinin başta ABD olmak üzere uluslar arası sermaye güçlerine dayanarak Kürt Özgürlük Hareketini ezme konsepti çerçevesinde özgürlük hareketini öncü gücü PKK’yi hedeflemesi kendi çıkarlarına da hizmet etmeyecektir. Bunu görmeleri önem taşıyor.

*Gelinen aşamada herkes Kürt özgürlük hareketinin tavrının ne olacağını merak ediyor. Siz hareket olarak bundan sonra Kürtlere yönelik baskı ve saldırılara karşı nasıl bir tavır içinde olacaksınız?

-Yukarıdaki bir sorunun cevabında da ifade ettiğim gibi biz bahar başlarında bir barış sürecini ilan ettik. Ama Türk devleti buna karşı sadece gerillaya değil, tüm Kürt siyasal, demokratik, toplumsal yapısına karşı bir savaş ilanıyla cevap verdi. Şimdiye kadar eli silaha değmemiş, hiçbir illegal faaliyete bulaşmamış, Türkiye yasalarına uygun bir biçimde Kürt halkının hakları temelinde politika yürüten şahsiyetlerden iki bine yakını göz altına alınmıştır. Bunların içinden bine yakını şu anda tutukludur. Bunların içerisinde tüm Kürt halkının siyasal demokratik organizasyonlarının ortak platformu olan DTK eşbaşkanı ve DTK üyeleri de vardır. Ha keza 8’i belediye başkanı olmak üzere çok sayıda seçilmiş de vardır.

AKP TÜRK DEVLETİNİN EN BÜYÜK HATASINI YAPTI

Bu bir saldırıdır. Bu saldırıya karşı elbette ki Kürt halkı geri adım atmayacaktır. Kürt halkı ve özgürlük hareketi tabii ki sessiz kalmayacaktır. Bize dayatılan şerefsizlik, onursuzluk ve haysiyetsizliktir. Bizim bunu kabul etmemiz hiçbir biçimde mümkün değildir. Hangi ülkede bu kadar belediye başkanı sudan bahanelerle tutuklanmaktadır? Mademki bunlar KCK’ye üyeydi neden siz daha önce tutuklamadınız? Neden Kürt halkı yerel seçimlerde başarı kazanıp bir iradeleşme düzeyine ulaştıktan sonra siz saldırıyı başlattınız? Bütün bunlar önemli sorulardır. Kürt toplumu Önderliğiyle, hareketiyle, siyasetçisiyle, toplumuyla bütün bu yaptıklarınızı bilince çıkarmış bulunuyor. AKP hükümeti bu yaptıklarıyla belki de tarihinin en büyük hatasını yapmış olmaktadır. Bu, devlet adına Türk devletinin en büyük hatasıdır. Kürtler tarihte ilk kez bu denli siyasal demokratik zeminde bir yoğunlaşmayı yaşayacak sen de bunu doğrudan hedefleyecek tarzda üzerine gideceksin! Ahmet Türk’ün Aysel Tuğluk’un ne gibi bir suçu vardı ki? Siz, hayatı boyunca barıştan, halkların kardeşliğinden ve birliğinden bahseden insanların bu biçimde hedeflenmesiyle nereye varacaksınız? Eğer siz Kürt toplumunu tekrardan eskisi gibi bastırarak, boyun eğmesini hedefliyorsanız bu amaca ulaşamayacaksınız. Çünkü artık Kürt halkı savunma kuvvetleriyle, siyasetiyle, toplumsal gerçeğiyle, kadınıyla-erkeği ve genciyle özgür demokratik şerefli bir yaşama karar kılmış bir halktır, bir güçtür ve iradedir. Siz onlarca yıldır dış güçlerin desteğiyle tasfiye etmek istiyorsunuz ama tasfiye edemediniz. Şimdi siyasal zeminini tasfiye ederek ardından askeri operasyonlarla sonuç almak istiyorsunuz. Yani siyasal, kültürel soykırımın yanında aslında toplumsal bir bastırmayla kapsamlı bir savaş hazırlığı temelinde yok ederek sonuç almak istiyorsunuz. Sizin bu niyetinizi anlamıyor değiliz.

KÜRTLER KÖLELİĞİ KABUL ETMEYECEK

AKP hükümeti ve Türk devleti tehlikeli oynamaktadır. Bir taraftan kozmik odalar, darbe iddiaları ortaya atılmakta, onun yarattığı gümbürtü altında ise Kürt halkının siyasal temsilcileri içeriye atılmaktadır. Siz Kürt halkının bunu hazmedeceğini mi düşünüyorsunuz? Bu mu kardeşlik, bir arada yaşama? Sizin açılımınızın neme nem bir şey olduğu artık anlaşılmıştır. İyi bilinmeli ki bugün önderliği ile gerillası ve siyasal demokratik toplumsal örgütlenmeleriyle Kürt halkı bir iradi güç olmayı başarmıştır. Onun örgütlenme sistemine kavuşmuştur. Bu nedenle bu halk asla geri adım atmayacak, direnmesini bilecek, dayattığınız köleliği kabul etmeyecektir. Gerektiğinde onuru uğruna ölmesini bilecek kadar şerefli bir halk olduğunu herkese gösterecektir. Kürt halkı önder Apo’nun çizgisinde onurlu ve özgür yaşam mücadelesinde irade kazanmış bir halktır. Hiçbir güç ve kuvvet onu tasfiye edemeyecek ve geriletemeyecektir. Çünkü davası haklı yolu doğru bir yoldur. Bu açıdan tüm tasfiye politikalarını bugüne kadar olduğu gibi budan sonrada boşa çıkarmayı ve özgürlüğünü kazanmayı bilecektir. Çünkü özgürlüğü uğruna her şeyi göze alabilen bir halktır.

Bu nedenle ben burada tüm halkımızın, tüm yurtsever demokratik çevrelerin, barıştan demokrasiden yana olan tüm Türkiyeli demokratik kurum ve kuruluşların bu sürece karşı görevlerine sahip çıkması gerektiğini vurgulamak istiyorum. İçine girmekte olduğumuz yeni dönemin daha fazla sorumluluk ve daha fazla fedakarlık isteyen bir dönem olduğu bilinerek tüm çevrelerin sürecin görevlerine daha duyarlı yaklaşması gerekmektedir.

ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA RESMİ GÖRÜŞÜMÜZÜ AÇIKLAYACAĞIZ

Biz hareket olarak ise; elbette ki bütün bu konularda görüşümüzü ve tutumumuzu ortaya koyacağız. Önümüzdeki hafta içerisinde kamuoyuna ve basına dönük hareketimizin resmi görüşünü açıklayacağız. Tutumumuzu halkımızla ve kamuoyuyla paylaşacağız. Bu açıdan ben burada herhangi bir şey belirtmek istemiyorum. Ama durumun ciddiyeti de açık ortadadır. Bizim barış çabalarımızın karşı tarafta gereken yankı ve etkiyi yaratmadığı açıktır. Biz bütün bunları değerlendiriyoruz. Gelişen bütün bu süreçlerin ne anlama geldiğini analize tabi tutarak yorumlamaya çalışıyoruz. Hareket olarak ulaştığımız sonuçları önümüzdeki hafta tüm halkımızla ve kamuoyuyla paylaşacağımızı özellikle vurgulayarak herkesi selamlıyorum.

ANF NEWS AGENCY

Popularity: 2% [?]

http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/furl_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_16.png

Diğer haberlerden seçmeler

Filed Under: Röportaj

Tags:

About the Author:

RSSYorumlar (0)

Kalıcı bağlantı

Cevap yaz