TDHKO Kuruldu
kaypakkaya haber | Şub 07, 2010 | Yorumlar 7
1 No’lu Bildiri
TDHKO Nedir?
1. TDHKO,kadrolarını tamamen devrimci gençlerin oluşturduğu bir örgüttür.Aşağıdan-yukarıya doğru işleyen bir karar mekanizması vardır.Kararlar,alt komiteler tarafından alınır.Merkez Komite,sadece bu kararları uygulamakla yükümlüdür.TDHKO,hiyerarşiyi kesinlikle reddeder.
2. TDHKO,devrimin ancak silahlı mücadele ile kazanılabileceğine inanır.Kırlardan şehire değil,şehirden kırlara doğru bir strateji izler.
3. TDHKO,Devrimci Yol’un ‘amaca göre araç üretme’ anlayışını benimser ve halkın sorunlarından yola çıkarak bir mücadele hattı belirler.
4. TDHKO,Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi’ni temel alır ve ‘devrimci,anti-emperyalist’ çizgisinden sapmaz.Halka zarar verecek hiçbir eyleme girişmez.
5. TDHKO,silahlı mücadele yöntemlerinin doğru zamanda,doğru yerde kullanılması gerektiğine inanır.Şehirlerde sürdürülen demokratik eylemler,faaliyetler yetersiz kaldığı takdirde silaha başvurur.
6. TDHKO,Sovyet revizyonizmini ve bürokratik-hiyerarşik sosyalizm anlayışını reddeder.Devrimin yukarıdan-aşağıya değil aşağıdan-yukarıya doğru örülen bir örgütlenmeyle gelişeceğine inanır.
7. Halktan ve halkın güncel sorunlarından uzak bir mücadelenin başarılı olamayacağına inanır.Bugün sadece silahlı mücadeleyle veya sadece legal mücadeleyle kendini sınırlamış örgütlere karşı her iki yöntemin de kullanıldığı bir mücadele tarzını benimser.
8. Devrimci Yol’un temellerinden biri olan “anti-oligarşik devrimci mücadele” tezini kayıtsız şartsız kabul eder.Sadece silahlı mücadeleyle bir yere varılamayacağını,bu süreç içinde devrimci mücadelenin en büyük ve en önemli parçası olan halkın,işçi sınıfının örgütlenmesinin gerektiğini ve yapılan eylemlerin de halkın sorunlarına yönelik eylemler olması gerektiğini savunur.Devrimci mücadele içinde olağanüstü bir durum (katliamlar,silahlı faşist saldırılar,sıkıyönetim,askeri müdahale vb.) olmadığı sürece silahlı mücadeleyi sürece bağlı olarak gelişen bir olgu olarak görür.Ancak bugün Hrant Dink ve Engin Çeber konusunda da olduğu gibi yapılan tüm eylemler ve ortaya çıkan tepkiler (tüm demokratik-yasal faaliyetler) yetersiz kaldığı durumda silahlı mücadele yöntemlerinin (silahlı propagandanın) mutlaka kullanılması gerektiğini savunur.
9. Barışçıl yollardan devrim yapma mantığını kesinlikle reddeder.Bu yüzden her geçen yılda devrimci mücadeleden kendini soyutlamış,oligarşinin oyuncağı haline gelmiş TKP’yi revizyonist olarak niteler.
10. TDHKO,Devrimci Yol’un tezlerini sonuna kadar savunur.Sovyetler’in bürokratik sosyalizm anlayışına karşı tabandan gelişen özgürlükçü sosyalizmi benimser.
Devrimciler!
Barışçıl yollardan mücadeleyi bırakın.Sizleri,oligarşinin katliamlarına,zorbalıklarına,
emperyalizmin ve kapitalizmin sömürüsüne,faşistlerin katliamlarına ve hain saldırılarına karşı direnmeye,devrimci şiddet anlayışını temel alan TDHKO saflarında mücadeleye çağırıyoruz..
Öğrenciler!
Sizleri; geleceğinizi elinizden alan,sizleri itaat etmeye,başeğmeye,kendi arkadaşlarınızla rekabet etmeye zorlayan ve sizleri her anlamda sömürmeye çalışan emperyalistlere,Amerikan uşaklarına karşı TDHKO saflarında mücadeleye çağırıyoruz..
İşçiler!
İşçileri köle gibi alıp satmayı öngören yasalarla emeklerinizi hiçe sayan kapitalist-emperyalistlere karşı sizleri; işçi sınıfı diktatörlüğünü hedef alan,kapitalist düzeni ancak devrimci mücadelenin en önemli parçası olan işçi sınıfının,proleteryanın yıkabileceğine inanan,üretenin yöneteceği bir Türkiye için mücadele eden TDHKO saflarına çağırıyoruz..
Memurlar,Öğretmenler!
Sizleri ücretli köle olarak kullanan,emeklerinizi sömürmeyi ilke edinmiş emperyalist uşağı,kapitalist devlete karşı,kamu çalışanları hakkında çıkartılan anti-demokratik yasalarla muhalif memurları ve öğretmenleri susturmaya,sindirmeye çalışan bu gerici-faşist zihniyete karşı TDHKO saflarında mücadeleye çağırıyoruz..
KAYNAK: http://www.kaypakkaya-partizan.org/partizan/onemli-duyuru-ve-etkinlikler/493-halkin-ordusu-tdhko-kuruldu.html
Popularity: 100% [?]
Kategoriler: Türkiye
Yazar Bilgisi:



Genelde ve özelde hemen hemen tamamını eleştirebieceğim bildiri.Tek tek tüm maddeleri eleştirmekten ziyade bu bildiriden şu da anlaşılmaktadır ki,geçmişte tartışılan sorunlarda ortak bir düşünceye varılmadığı,sonuca ulaşılmadığı görülmektedir.Öz’de doğru olan bir şeyin biçimdeki farklılıklarında hala ısrarcı olmamız.Değişmeme üzerine inat veya direnme ve direnç gösterme dinamikliğimiz.Önemli olan ne söylenen değil,ilkelerdir.Önemli olan,bir bildiri yayınlanır,o bildirinin etkisi çok önemlidir.Yani işçi sınıfının ona vereceği cevaptır bu etki.
Mücadelenizde başarılar dilerim.
[Translate]
zaten bır tdhko eksıktı oda geldı tmm oldu devrımcı yol gecmıs zmaanda ne yapmıskı sımdı ne yapacak
[Translate]
byisyan sen devrimci yol’un tarihini iyi arastir ne yapmis görursun. böyle elestiri uslubu bize yakismaz. devrimci yol binleri örgutleyen bir kurumdur. siyasetini ve mucadele bicimini elestiririz ama bu onlarin birsey yapmadigi anlamina gelmiyor. yigidi öldur hakkini yeme demisler.
[Translate]
PKK SOLU SINDIRDI(!)
PKK’nin Kürt milliyetçiligi argümani ile insanlar üzerinde baski kurarak ve karsi gelenleri sindirerek, korkutma amaçli bir politika yürütmeyi aliskanlik haline getirdigi biliniyor.
Son dönemlerde PKK’nin yan kuruluslari araciligiyla sola hâkimiyet kurma çalismalarini sürdürmesi, bu maksatla sudan bahanelerle sürekli çatisma ortami yaratmasi seklinde tezahür eden süreç, sol örgütler tarafindan kaygi ile izleniyor.
Irkçi ve sovenist bir yaklasimla hareket eden PKK yandaslari, her firsatta ellerini devrimci kanina bulastirmaktan çekinmiyor. Bir yandan da Kürt milliyetçiligini ön plana çikaran politikalarini onlara dayatiyor.
Sol ise yasananlari ya görmezden gelmeyi ya da Kürt kökenli vatandaslarla problemleri olmadigi ve bir sorun yasanmadigi savunusunu yapmayi tercih ediyor.
PKK’nin bu tavri karsisinda solun sesiz kalmasindan cesaret bulan Kürtçü olusumlar ise daha pervasizca davraniyor.
Nitekim PKK’nin, Istanbul/Gazi, Gülensu, Gülensu Nurtepe, Alibeyköy ve İzmir’de, Diyarbakir’da DHKP/C’ye yaptigi saldirilarin bu süreçte meydana gelmesi ve DHKP/C’lilerin faaliyetlerinin engellenmesi girisimleri bu dayatmanin ulastigi boyutlari bize gösteriyor.
Öte yandan MLKP ve MKP’nin bazi gerçekleri görmeden/göremeden PKK’ya arka çikmalari ve destek vermeleri ise anlasilir bir durum degil.
Gerçek solcularin PKK saldirilari karsisindaki suskunlugu, solu ve ideolojisini savunamamasi ise ayri bir sorun.
Oysa bir zamanlar sol ideolojinin oldugu yerde PKK ve yandaslari barinamazdi. Simdi ne oldu da sol, teslimiyetçi bir tutum içinde yerlerde sürünerek PKK destekçisi olmaya basladi(!).
Bu durumu devrimcilere açiklamak oldukça zor(!)…
Devrimci ilkeleri hiçe sayan bu yeni sol(!) anlayis, gönül maceralariyla ve örgütlerden kopuslarla ugrasmaktan bir türlü gerçek çizgisini oturtmayi basaramadi.
Gelinen süreçte devrimci sol kimlik ile PKK kuyrukçulugunun bagdastirilmasi ise “nasil bir sol?” sorusunun gündemdeki yerini pekistirdi.
Bekleyip görecegiz kaybedilen zaman, yok olan ise sol ideoloji yorum sizin…
Devrimci
[Translate]
Bir TDHKO eksikti demek bana göre hatalı bir yaklaşım. Ispatlayın yanılıyorsam, eksiksiz olanı… Bence bu bile eksik. Eksiğimiz çok bu yolda. Bu şekilde de taraftar, destekçi, eylemci… bulunur elbet. Ama “Devrim” için sadece inanmak yetmez! CHE’yi anımsayalım. Der ki O: “Gerillayı güçlü kılan, bir şeye inandığı için değil, onu gerçek kılmak için ölüme hazır olmasıdır!” Umarım bu bildiri de açıkladığı noktalarda sabit kalmaz. Gelişir, geliştirir kendini… Başarılar emek ve umut sahiplerine…
[Translate]
Selamlar,
Bir insan,birey,devrimci parti,ya komünisttir,ya reformisttir,oportunisttir,vb. dir.Onların bu niteliklerini belirleyen şey onların kendilerini böyle tanıtmaları değil marksizme-leninizme-maoiz’me ve dünyaya nasıl baktıkları ve dayandıkları kitledir.Bu uğurda yani mücadelede herkes her kurum komünist olmak ister ama yaşanılan sosyal gerçeklikte bu hiç de böyle olmaz.İşte belirleyici olan yan yaşanan bu gerçekliktir.Doğru herkes br şey yapıyor ama aslonan bir şey yapmak değil asılonan o şeyi doğru yapmaktır.
Sözün en kısası şudur:
“Aklı başında bir giriş yaptı Berhan Şimşek:
“Bu sözlerinizi vicdanen mi söylüyorsunuz? Siz ‘Mustafa Kemal Yürüyüşü’ düzenlemiş üç genç hakkında idam kararı verdiğiniz için vicdanen rahat mısınız?”
Tuğ, sinirlendi ve ezberinden çıkarıp söyledi:
“Silahlı örgütle anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmişlerdi!”
Berhan Şimşek doğru zamanlamayla sordu:
“Çakar almaz silahlarla üç genç mi yıkacaktı anayasal düzeni?”
Lenin, Devlet ve Devrim kitabının girişinde şunları yazar:
“Egemen sınıflar, sağlıklarında büyük devrimcileri ardı arkası gelmez kıyıcılıklarla ödüllendirirler; öğretilerini, en vahşi düşmanlık, en koyu kin, en taşkın yalan ve karaçalma kampanyalarıyla karşılarlar. Ölümlerinden sonra, büyük devrimcileri zararsız ikonlar durumuna getirmeye, söz uygun düşerse, azizleştirmeye, ezilen sınıfları ‘teselli etmek’ ve onları aldatmak için adlarını bir hâle ile süslemeye çalışırlar. Böylelikle, devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırılır, değerden düşürülür ve devrimci keskinliği giderilir. Burjuvazi ve işçi hareketi oportünistleri, bugün işte marksizmi ‘evcilleştirme’ biçimi üzerinde birleşiyorlar. Öğretinin devrimci yanı ve devrimci ruhu unutuluyor, siliniyor ve değiştiriliyor. Burjuvazi için kabul edilebilir ya da öyle görünen şeyler, ön plana çıkarılıyor ve övülüyor.”
Lenin’in bu sözlerinin üzerinden yaklaşık 90 yıl geçti. Ancak devrimcilere, özellikle tarihsel dönemeçlerde yer almış devrimcilere karşı aynı tutum, “devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırma, değerden düşürme ve devrimci keskinliği giderme” girişimleri devam etmektedir.
Bugün Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu kurmuş ve bu örgüt çatısı altında savaşmış Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının başına da aynı şeyler gelmektedir.
“Denizler” diye söze başlayan herkes, onların ne kadar “insansever” olduklarından söz etmekte, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 6 Mayıs 1972 günü idam edilmelerinin “yanlış”lığını “onlar kimseyi öldürmediler” diyerek açıklama çabası içine girmektedirler.
Her 6 Mayıs’ta yeniden ve yeniden sergilenen bu tutumlar, giderek Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının düşünceleri, amaçları ve örgütlü mücadele edişlerinin unutturulmasına dönüştürülmüştür.
Kendilerine “68′liler” diyen bazı çevrelerin Denizler üzerinden siyaset yapmalarıyla başlayan bu süreç, giderek Denizlere duyulan sempatinin “prim” yaptığının görünür hale gelmesiyle “Denizlere sahip çıkma yarışı”na dönüşmüştür. Artık her önüne gelen, onların ne kadar “kararlı”, ne kadar “cesur” insanlar olduklarını söyleyerek, “Denizlerin yolunda” olduklarını, her 6 Mayısta yapılan gösterilerle, yeminlerle, andlar içerek kanıtlama peşine düşmüşlerdir.
Şüphesiz bu ortamı besleyen tarihsel nedenler de vardır.
Denizler örgütsüz kalmışlardır.
Bu yılın baş sloganı “Denizlerin yolundayız” olmuştur.
SİP-TKP’sinden Atılımcı MLKP’lilere kadar THKO ile uzaktan yakından ilgisi olmayanlar, üstelik THKO’nun ideolojik-politik çizgisine temelden karşı olanlar, “Denizlerin yolundayız” sloganları eşliğinde Denizlere duyulan sempatiyi kendilerine devşirmeye, oportünist ve pasifist çizgilerine yamamaya çabalamaktadırlar.
Bunu öylesine pişkinlik içinde, öylesine vurdumduymazlıkla yapmaktadırlar ki, THKO’nun silahlı mücadele veren bir örgüt olduğu, “Denizlerin yolu”nun THKO bildirisinde açıkça ifade edildiği gibi, “şiddet politikasını temel alan silahlı mücadele” yürüten bir örgütün yolu olduğunu bilmiyormuş gibi davranabilmektedirler.
Kendilerinin SBKP revizyonizminin pragmatist temsilcileri oldukları gerçeğini, “ardıcıl devrim” savunucusu, “toplumsal ilerleme” yandaşı ve nihayetinde “kapitalist olmayan yol”un izleyicisi “gelenek”ten geldiklerini unutturmaya çalışanlar bile (SİP-TKP), “Denizlerin yolundayız” sloganları eşliğinde genç ve samimi insanları etraflarına toplama gayreti içine girebilmektedirler.
Kendilerini “kuzu” gibi saf ve temiz gösterme gayreti içinde olan bu kesimin en son “sunum”u ise, “biz Denizlerin kararlılık ve cesaretlerinin mirasçısıyız” şeklinde olmuştur.
Onlar için “bu devrimcilerin anlamı” ise basitçe ifade edilmiştir: Mücadelede kararlılık ve cesaret.
Ağızlarını açtıklarında Denizlerden, Mahirlerden ve ibrahimlerden(ki Mahir Çayan ve ibrahim kaypakkaya yoldaştan söz etmekte fazlaca istekli değillerdir) söz edenler, aynı zamanda onların devrimci kişiliklerinin, mücadelelerinin içini boşaltmakta hiç tereddüt etmemektedirler.
Denizler “sahipsiz” kalmışlardır. THKO’nun savunucuları yoktur.
Bu nedenle çok kolaylıkla THKO hareketinin üstü çizilebilmekte ve yine aynı kolaylıkla THKO hareketinin silahlı mücadele çizgisi olumsuzlanabilmektedir.
“Denizlerin yolundayız” diyenlere göre, “Mahir Çayan kimileri için suni denge olabilir. Deniz Gezmiş kimileri için gerilla savaşı olabilir”miş!
Bu da yetmemiş.
Denizler ve Mahirler, “işçi sınıfının öncü güç olarak görülmediği bir demokratik devrim perspektifi”ni de “ifade edebilir”lermiş!
İnsanların tarih bilincinin silikleştirildiği, Marksist-Leninist teorinin önemsiz bir “ayrıntı” olarak sunulduğu bir süreçte, şüphesiz oportünistler de kendileri için uygun bir zemin ortaya çıktığının bilincindedirler. Bu yüzden, “Bu mücadele tarihini bir bütün olarak, doğruları ve yanlışlarıyla sahipleniyoruz” söylemleriyle “suret-i haktan” yana görünerek istedikleri gibi konuşabilmektedirler.
Hayır beyler!
Denizler, THKO’dur. THKO, Denizlerdir.
Denizler, bu ülkede devrimin silahlı mücadele yoluyla gerçekleştirilmesi için yola çıkmış ve bu uğurda savaşmış ve yaşamlarını çekinmeden feda etmiş devrimcilerdir.
Sizler, istediğiniz kadar onları “devrimci demokrat” gibi aşağılayıcı sıfatlarla anınız. İstediğiniz kadar onların silahlı mücadele çizgilerini görmezlikten geliniz. İstediğiniz kadar imalı sözlerle, dolayımlı ifadelerle, “sureti haktan” yana görünerek silahlı mücadelenin “yanlışlığını” ilan ediniz, gerçeği ve tarihi değiştiremezsiniz.
İstediğiniz kadar “silahlı mücadele stratejisi zamandan ve mekandan bağımsız bir ‘doktrin’ olarak algılanamaz” deyiniz, gerçekleri, tarihi değiştiremezsiniz.
Onlar, Denizler, Mahirler, THKO ve THKP-C, kendi yollarını, mücadele anlayışlarını, çizgilerini, ideolojilerini açık ve net biçimde ortaya koymuşlardır. Onların uğruna mücadele ettikleri devrimi nasıl ortadan kaldıramazsanız, onların devrimci mücadele çizgilerini de ortadan kaldıramazsınız.
Bu devrimci çizgiyi, silahlı mücadele stratejisini “yanlış” bulabilirsiniz. Kendinize uygun “çizgi”ler oluşturmuş olabilirsiniz.
Eğer oportünist tutumlarınızdan vazgeçmeye hiç niyetiniz yoksa bile, insanların ve tarihin karşısında tümüyle yüzsüz ve arsız kalmamak için yapmanız gereken tek şey, “yanlış” gördüğünüz silahlı mücadele stratejisini eleştirmek, yanlışlığını kanıtlamaktır.
Oturunuz, yanlış olduğunu satır aralarına sıkıştırdığınız, imalı sözlerle ifade ettiğiniz şeyleri kaleme alınız.
Kaleme alınız ki, insanlar sizin neyi nasıl savunduğunuzu, “yanlış” ilan ettiklerinizi neden ve nasıl “yanlış” gördüğünüzü bilsinler, anlasınlar ve öğrensinler. Kaleme alınız ki, “her nabza göre şerbet” veren eklektik görüşlerinizin de bir iç tutarlılığı olduğu bilinsin.
Hem bunları yapmayıp, hem “onların mirasçısıyız” diye ortaya çıkmak, şarlatanlık değilse bile, yüzsüzlüktür.
Evet beyler!
Bugün THKO hareketi yoktur. Bugün insanlar Denizlere sempatiyle bakmaktadırlar. Kendi sözlerinizle ifade edersek, “Denizler’i bu ülke insanı iyi tanımaktadır ve sevmektedir”. İnsanların tanıdığı, bildiği ve sevdiği insanları “evcilleştirmek”, kendi legalist ve reviziyonist çizginize monte etmek sizin haddinize değildir.
Bir “gelenek”ten geldiğinizi, yani Laz İsmailli, Yakup Demirli TKP geleneğinden geldiğinizi fırsat buldukça ifade edip duruyorsunuz.
Biraz daha az imalarda bulununuz, biraz daha fazla bu “gelenek”inizin Denizler, Mahirler için yazdıklarını, çizdiklerini, Bizim Radyo’dan yapılan yayınları insanlara anlatınız.
Denizlerin, Mahirlerin kendi “gelenek”iniz tarafından nasıl “sol sapık”, “provokatör”, “goşist” ilan edildiğini açıklayınız.
Ve bunları açıklayınız ve bu değerlendirmeleri paylaşıp paylaşmadığınızı söyleyiniz ki, basit bir “mirasyedi” olmaktan öte bir değeriniz olduğunu, “dostlarınız” ve “üyeleriniz” bilsinler, görsünler.
“Silahlı mücadele stratejisinin zamandan ve mekandan bağımsız bir ‘doktrin’ olarak” algılanamayacağı türünden “dokundurmalar”dan vazgeçiniz. Dosdoğru, açıkça “zaman ve mekana bağlı silahlı mücadele stratejisi”nin ne olduğunu söyleyiniz.
Ve bunları söylememenizin bahanesi olarak da “yasal zorunluluklar”ın arkasına saklanmayın.
Evet, bu ülkenin bir tarihi vardır. İnsanların tarih bilinci ne kadar silikleştirilmeye çalışılırsa çalışılsın, tarih, yazılı ve gerçek tarih ortadadır. Beğenmediğiniz için ya da yanlış gördüğünüz için tarihi değiştiremezsiniz.
Yakın geçmişinizin hiç de “onurla” anılacak bir tarihe sahip olmadığını biliyorsunuz.
İnsanları 1 Mayısa otobüslerle taşımak amacıyla kurduğunuz “1 Mayıs Komiteleri”nin 1978-80 döneminde nasıl “Can Güvenliği Komiteleri”ne, ardından “Barış ve Demokrasiyi Koruma Komiteleri”ne dönüştürüldüğünü ve nihayetinde CHP afişleri asmakla “görevlendirildiğini” anımsayınız.[6*]
Ve yine anımsayınız, Yakup Demir’in 9 Mart “sol cunta” beklentisiyle Ereğli kıyılarına çıkartma yapma girişimini.
Daha az Denizlerden, Mahirlerden söz ediniz. Onları “devrimci demokrat” gibi ne anlama geldiği kendinizden menkul sıfatlarla tanımlamak yerine, tarihi ve onların devrimci mücadele tarihindeki yerlerini, yollarını açıkça ve dürüstçe ortaya koyunuz. “Takiyye” yapmaktan vazgeçiniz.
Hayır beyler!
Sizin yolunuz “Denizlerin yolu” değildir, hiçbir zaman da olmamıştır.
Denizlerin yolu, İstanbul Hukuk amfisinden, ODTÜ yurtlarından, Şarkışla üzerinden Nurhak’a çıkar.
Onların yolunu, basit “motosiklet anısı”na dönüştürerek saptıramazsınız. Kendi legalist ve revizyonist çizginize payanda olarak kullanamazsınız.
Ve “artist”likten başka meziyeti olmayan Berhan Şimşek’in “çakar almaz silahlarla üç genç mi anayasal düzeni yıkacaktı” sözlerini yutmayınız, yutturmaya da çalışmayınız.
Evet, onlar devrim için yola çıktılar.
Evet, onların sayısı az, düşmanın sayısı çoktu.
Evet, onların silahları az ve küçük çaplıydı.
Ama hiç kimse onlar için, onların silahları için “çakar almaz” diyebilecek cüreti gösteremez.
Dünya devrimleri açıktır.
O “çakar almaz” denilen silahlarla yola çıkılmış, emperyalizme karşı savaşılmış ve zaferlere ulaşılmıştır.
Bu ülkede de, “çakar almaz” denilen silahlarla savaşılmıştır ve savaşılmaktadır.
Biraz daha az “Denizlerin yolundayız”dan söz ediniz. “Denizler”in evcilleştirilmesinden uzak durunuz. Berhan Şimşek gibi “artist”lerin “çakar almaz” ilan ettikleri silahların ülkenin tarihini nasıl değiştirdiğini unutmayınız.
Ucuz demagojilerle, sonradan görme “mirasyedi” havalarıyla tarihi gerçekleri çarpıtmayınız.
THKO bildirisinde açıkça söylendiği gibi, “Barışçıl şartlar içinde mücadele metodlarını bırakınız”.
Dünya devrimci mücadelesinin tarihi sizin gibi adı “komünist” olan pek çok partiyi tanımıştır. Yapmanız gereken, kendiniz gibi olan bu “parti”lerin “şerefli mirasına” sahip çıkıp, bu mirasın “şerefi”ni insanlarla paylaşmaktır.
“Siyasi mücadelede miras, babadan oğula değil, mücadele bayrağını taşıyanlardan, mücadele bayrağını taşıyanlara geçer” diyerek tarihten ve tarihsel gerçeklerden kaçamazsınız.
Ve sizlerde yukarıda sayılan tüm nedenlerden ötürü kurduğunuz bu şeye TDHKO Adını koyamazsınız.
Elinizde bir atımlık barutunuz kalmıştır. Bunu da “ama Denizler, Mahirler TİP’ten çıktılar” diyerek boşuna tüketmeyiniz. TİP’ in ne olduğunu bilmeyen yeni bir kuşağı bu sözlerle belki bir süre kandırabilirsiniz. Ama unutmayınız ki, TİP de aynı yöntemi kullanarak devrimci gençlik hareketini pasifize etmeyi başaramamıştır.
Arasıra “haddinizi” aşıp aşmadığınızı da düşünmelisiniz. Marks, Lenin, Stalin’i “gibi isimler” şeklinde ifade edebilecek tek “komünist” sıfatlı parti olup olmadığınızı da düşünmenizde sonsuz yararlar vardır.
Ve şu sözleri her zaman anımsayınız:
“Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu halkımızın bağımsızlığının silahlı mücadele ile kazanılacağına ve bu yolun tek yol olduğuna inanır”. Ve bu böylede kalacaktır.
NOKTA
[Translate]
5. TDHKO,silahlı mücadele yöntemlerinin doğru zamanda,doğru yerde kullanılması gerektiğine inanır.Şehirlerde sürdürülen demokratik eylemler,faaliyetler yetersiz kaldığı takdirde silaha başvurur.
YUKARIDAKİ BU MADDE:
AŞAĞIDAKİ BU MADDE İLE ÇELİŞKİ HALİNDEDİR:
9. Barışçıl yollardan devrim yapma mantığını kesinlikle reddeder.Bu yüzden her geçen yılda devrimci mücadeleden kendini soyutlamış,oligarşinin oyuncağı haline gelmiş TKP’yi revizyonist olarak niteler.
bu madde revizyonist bir maddedir.Bu maddenin savunulacak bir tarafı yoktur.Ben silahlı mücadeleyi savunmuyorum demektir.
7. ”Halktan ve halkın güncel sorunlarından uzak bir mücadelenin başarılı olamayacağına inanır.Bugün sadece silahlı mücadeleyle veya sadece legal mücadeleyle kendini sınırlamış örgütlere karşı her iki yöntemin de kullanıldığı bir mücadele tarzını benimser.”
DEVRİMCİYE NAMLU KALDIRMANIN KARŞI-DEVRİMCİ BİR NİTELİK OLDUĞUNU DA BİLMEN GEREKİR.DEVRİMCİ ZOR İLE DE AÇIKLAYAMAZSIN DEVRİMCİ ZOR KARŞI DEVRİMCİLERE KARŞI UYGULANIR.SENİ KONTRA-ÖRGÜT NİTELİĞİNE SOKAR.
YUKARIDAKİ BU MADDE AŞAĞIDAKİ BU MADDE İLE ÇELİŞİR:
4. TDHKO,Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi’ni temel alır ve ‘devrimci,anti-emperyalist’ çizgisinden sapmaz.Halka zarar verecek hiçbir eyleme girişmez.
AŞAĞIDAKİ BU MADDE: ANTİ-MARKSİST-LENİNİST-MAOİST BİR MADDE.
1. TDHKO,kadrolarını tamamen devrimci gençlerin oluşturduğu bir örgüttür.Aşağıdan-yukarıya doğru işleyen bir karar mekanizması vardır.Kararlar,alt komiteler tarafından alınır.Merkez Komite,sadece bu kararları uygulamakla yükümlüdür.TDHKO,hiyerarşiyi kesinlikle reddeder.
NOT:TÜM BU DEĞERLENDİRMELERİMİ BİLİNİZ Kİ EN İYİ NİYETLERİMLE YAPTIM.
[Translate]