Tekellerin İktidarına Karşı Halkın İktidarı

http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/furl_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_16.png

Diğer haberlerden seçmeler

Filed Under: Genel

Tags:

About the Author:

RSSYorumlar (0)

Kalıcı bağlantı

Cevap yaz

Tekeller, dünya halklarının sırtındaki kan emicilerdir. Dünyada da, ülkemizde de bir avuçturlar.

Bu azınlığın, 6 milyarlık dünyaya hükmetmesi, ekonomik, politik, askeri, kültürel bir çok araç kullanmasıyla mümkün olmaktadır. Bu yüzdendir ki, ekonomik, politik, askeri, kültürel, hangi alanı ele alırsanız alın, onun tekellerle bir ilişkisi vardır. Adı anılsın veya anılmasın, böyledir. Kapitalizmin hüküm sürdüğü ülkelerdeki tüm hükümetler, tüm ordular, tekellerin hükümetleri, tekellerin ordularıdır. Toplumsal alt üst oluş süreçlerinde, geçiş dönemlerinde bunun istisnası olabilir, ama genel kural budur.

Hem tekellerin, hem halkın çıkarlarını savunan, başka bir deyişle “tüm milletin” çıkarlarını savunan hiçbir hükümet yoktur. Tüm emekçiler, tüm devrimciler bu konuda çok net olmalıdırlar. Böyle bir netliğe sahip olunduğunda, herkes, ülkemizdeki gelişmeleri doğru değerlendirebilir.

AKP iktidarı sayesinde, bir çok tekel, büyük bir hızla palazlandılar. Ülker, Albayraklar, Atasay, Çalık Grubu, Koza İpek, Taşyapı, Rixos Grubu, Kiler, KC Grup, Kopuz Şirketler Grubu, Torunlar Şirketler Grubu, AKP döneminde palazlananların başında geliyor.

Ancak bu listeye bakarak, AKP’nin sadece bu “islamcı” veya “islamcı iktidara yakın” tekelleri palazlandırdığı düşünülmesin. Sabancılar, Koçlar, Zorlular, Eczacıbaşılar, başta olmak üzere, en büyük tekeller, AKP döneminde de kârlarına kâr katmaya devam ettiler. Her biri, servetlerini bir kaç misli büyüttü bu dönemde de. Oligarşi içi çatışmada tasfiye edilenler, küçültülenler de oldu elbette. Pazara yeni tekelleri sokmak, hemen her zaman başka bazılarının pazardan kovulmasını gerektirir. Kapitalizmin vahşi kuralı yine hükmünü sürdürmüştür. Uzanlar, Halis Toprak gibi tekelci burjuvalar büyük ölçüde tasfiye edilmiş, Aydın Doğan, Karamehmet gibilerinin alanları daraltılmış, açılan yerler ise, Ülker, Çalık, Albayrak gibi AKP’ye yakın kesimlerce doldurulmuş veya doldurulmaktadır.

AKP iktidarı, sadece “yerli” tekellerin değil, emperyalist tekellerin de ülkemize daha çok girmesinin, daha çok kâr elde etmelerinin yolunu açmıştır. Onlarca yıldır ülkemize gelmeyen sayısız emperyalist tekel, AKP iktidarının sağladığı imtiyazların cazipliği karşısında bugün ülkemizde çeşitli sektörlerde işkollarında “zincirler” kurmakla meşguldürler.

AKP, iktidarı tüm tekelci iktidarlar gibi, yiyici bir iktidardır. Tekeller için çalışan tüm hükümetler, tekelleri palazlandıracak politikalar ve yasalar karşılığında, kendi çevrelerini de palazlandırma ayrıcalığı kazanırlar. Başbakan’ın damatlarının, Cumhurbaşkanı’nın oğullarının, AKP Hükümeti bakanlarının yakınlarının gemiler, fabrikalar, bayilikler sahibi olması, yağma düzeninin karakteristik bir yansımasıdır.

Şimdi tabloya biraz daha bütünlüklü olarak bakalım: Kendine en yakın tekelleri ihya ediyor. En büyük tekelleri ihya ediyor. Emperyalist tekelleri ihya ediyor. Kendi yakın çevrelerini ihya ediyor. Ve bunun karşılığında korkunç bir yoksullaştırma var. Büyüyen bir işsizlik var… Peki şimdi en çıplak haliyle soralım: AKP, sınıfsal olarak kimin iktidarıdır?

AKP, halkın ve siyasal güçlerin çeşitli kesimleri arasında çok çeşitli beklentiler yaratma açısından oldukça “başarılı” bir iktidardır. Halkın bir bölümü, en azından yoksulların derdine çare olacağı beklentisine girmiş, küçük burjuva çevreler ise AB’ye uyum, demokratikleşme rüyaları görmüşlerdir. Oysa, halkın ekonomik sorunlarını asgari düzeyde de olsa çözmesi veya demokratikleşmeyi sağlaması, AKP’ nin sınıfsal niteliğine tersti. Bu beklentiler içine girmek, başta AKP’nin niteliğine ilişkin yapılan yanlışın sonucuydu. En azından çeşitli siyasal kesimler, sınıfsal bir netlikle bakabilselerdi, kuşkusuz bu yanlışa da düşmeyeceklerdi.

2002′nin 3 Kasımı’nda seçimler yapılmış ve AKP, yüzde 34 oranında oy alarak, mecliste dörtte üçe yakın bir çoğunlukla iktidara gelmişti. Seçimlerin üzerinden henüz üç hafta kadar geçmiş, AKP, Hükümet Programını açıklamadan önce, “Acil Eylem Planı” adlı bir program açıklamıştı. 24 Kasım’da bu plana ilişkin şöyle yazıyorduk:

“AKP’nin seçim sloganı ‘her şey Türkiye için’ idi. ‘Acil eylem planı’ her şeyin sermaye için, tekellerin ihtiyaçlarını karşılamak için olduğunu ortaya koyuyor.”

Bundan iki hafta sonra ise, AKP hakkındaki daha kapsamlı bir değerlendirmemizde şunları söyledik: “AKP, sistemle temelde çelişkisi olmayan bir partidir. Refah Partisi çizgisinden ayrılıp siyasi arenaya çıkmalarından itibaren de emperyalizme ve oligarşiye sadakatlarını ispatlamaya çalışan bir çizgi izlemişlerdir. Hükümet olduklarında açıkladıkları program da emperyalizmin ve oligarşinin temel çıkarlarını savunan bir programdır. Bu anlamda, tabanı, kadroları ve bazı söylemleri itibarıyla farklı ideolojik, dini ögeler taşıyor olsa da AKP, emperyalizmin ve oligarşinin partisidir.” (Bkz. Ekmek ve Adalet, Sayı: 38)

Bu satırlar yazıldığında, tarih, 2002′nin 8 Aralık’ıdır. AKP hakkında bir kehanette bulunulmamıştır, sadece sınıfsal bir tahlil yapılmıştır. Başka türlü olamayacağı da açıktır.

AKP, oligarşinin tüm partileri gibi, iktidara gelirken, emekçilere, halka, hem refah hem demokrasi vadeden onlarca söz vermiştir. Sonuç ortadadır. Olması gerektiği gibi olmuştur. Halkın oylarını alıp iktidara gelen AKP, 8 yıldır halkın hiçbir talebini karşılamazken, Ülkerler’in, Çalıklar’ın, Albayraklar’ın, Akın İpekler’in bir dediğini iki etmeyerek, onları ihya etmiştir. Halkı işsiz, aç bırakan, yoksullaştıran iktidar, haftalardır TEKEL işçilerinin direnişini kırmak için her yönteme başvuruyor. Tekel işçilerine tehditler yağdırırken, tekelci burjuvazinin hizmetinde açılıştan açılışa koşturuyorlar. Tekel işçilerinin taleplerine “mümkün değil” diye cevap verirken, emperyalist ve işbirlikçi tekellere yeni kolaylıklar, imtiyazlar tanıyan düzenlemeler yapmaya devam ediyorlar. AKP, tüm politikalarıyla, AKP hükümeti üyelerinin her sözüyle, tekellerin iktidarı olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Ülkerler’in, Albayraklar’ın gelişimi, gerçekte ülkemizde ilk kez yaşanan bir şey de değildir. Tersine, Türkiye tarihine baktığımızda, tüm tekelci burjuvaların, benzer şekillerde palazlandırıldığını görürüz. Bu anlamda şaşırtıcı, “kural dışı” bir gelişme yoktur. Tüm işbirlikçi iktidarlar döneminde, birincisi; tekelleri ihya edecek yeni kaynaklar yaratılır, devletten tekellere kaynak aktaracak yeni yollar açılır ve tekeller iktidarda hangi parti olursa olsun, palazlanmaya devam eder… İkincisi, her iktidarın kendine en yakın bulduğu kesimler içinden hepsinden daha fazla palazlandırdığı kesimler olur.

Ülkemizde burjuvazi daha en baştan, devlet tarafından adeta “saksıda çiçek yetiştirir gibi” yetiştirilmiştir. Kendi dinamikleriyle gelişen bir burjuvazi değil, devlet desteğiyle burjuvalaşan bir sınıf söz konusudur. Devlet banka kurmuş ve bu bankalar, “saksıda yetiştirilen” burjuva adaylarının hizmetine sunulmuştur. Devlet ihaleleriyle, büyük faizlerle gerçekleştirilen iç borçlanmalar, yüksek vergiler, yüksek enflasyon ve benzeri yollarla kısa sürede palazlanmaları sağlanmıştır. Yani aslında, 1930′larda, 40′larda burjuvaziyi palazlandırmak için uygulanan yöntemler ne ise, bugün de çok farklı değildir.

Ülkemiz burjuvazisinin ilk “birikimleri”nin bir diğer kaynağı da, özellikle 1940′lardaki stokçuluk, spekülasyon, vurgunculuktur. Bu dönem, burjuvazinin elinde büyük birikimlerin toplanmasına yaramış ve bu yüzden de onlar “savaş zenginleri” olarak da adlandırılmışlardır. Ülkerler, Albayraklar da Demokrat Parti döneminin emperyalist sermaye kaynaklarından beslenen holdingleri, cunta himayesinde büyüyen 12 Eylül holdingleri, hayali ihracatlarla büyüyen ANAP-Turgut Özal döneminin holdingleri gibidirler. Bunların bir kısmı, tekelci burjuvazi içinde kalıcılaşırken, bir kısmı, iktidarların değişmesine bağlı olarak tekrar küçülürler. Yeni iktidarlar, yeni tekelciler ortaya çıkarsa da, çark aynı şekilde dönmeye devam eder.

Bütün bunlar, aynı zamanda kaçınılmaz olarak oligarşi içi çatışmaya da yol açar ve işte bu noktada, tekeller, toplumun çeşitli kesimlerini kendilerine yedekleyebilmek için kendi çıkarlarını toplumun genel çıkarları gibi gösterirler. Son çatışmada olduğu gibi, tekeller arası kavga, laiklik-şeriat kavgası, demokrasiyle cunta kavgası veya benzeri biçimlerde sunulur. İşte böylesi durumlarda oligarşi içi çatışmada taraflardan birine yedeklenme tuzağından kaçınmanın yegane yolu, iktidarlara, iktidarların politikalarına sınıfsal olarak bakabilmektir. AKP, emperyalizmin ve tekellerin partisidir. Bununla çelişen hiçbir tahlil, hiçbir öngörü ve hiçbir politika doğru olamaz. Halkın deyişiyle, AKP “ağzıyla kuş tutsa da”, demagojileriyle “bin dereden su getirse de”, bu sınıfsal niteliğinin değişmeyeceği kesindir. Bir iktidarın neyi yapıp neyi yapamayacağını, kimden yana ve kime karşı olduğunu da sadece bu sınıfsal niteliği belirler.

Ülkerler’in, Albayraklar’ın nasıl olağanüstü ölçülerde büyüdüğünün rakamlarını göreceksiniz derginin bu sayısında. Adı geçen ve geçmeyen tüm tekeller aynı durumdadır. Aynı durumda olmayan, yalnız halktır. Açtır halk, işsizdir, sefalete mahkum edilmiştir ve bu durum her geçen gün daha da artacaktır. Çelişki açıktır. Çıkarların farklılığı açıktır. Saflaşma bu zeminde gerçekleşecektir. Bu koşullarda, AKP’den ekonomik, siyasi çözümler beklenebileceğini söylemeye devam edenler, bu gerekçeyle AKP’nin manevralarına ortak olanlar, sömürücü asalak sınıfın saflarına hizmet ederler.

Her iktidar, sınıfsal bir nitelik taşır. AKP tekellerin iktidarıdır ve tekellerin sorunlarını çözer. Halkın sorunlarını köklü ve sürekli bir biçimde çözmek ise, ancak halkın iktidarıyla mümkündür. Tekellerin iktidarına karşı, halkın iktidarı. Halkın mücadelesi, işte esas olarak bunu gerçekleştirme mücadelesidir. Tekel işçilerinin mücadelesi de bunun bir parçasıdır. Geniş kitleler, bugün henüz bunu hedeflemiyorsa da yarın hedefleyecektir. Bizim görevimiz de mücadeleyi bu hedefe yöneltmektir.

*

Kendine en yakın tekelleri ihya ediyor. En büyük tekelleri ihya ediyor. Emperyalist tekelleri ihya ediyor. Kendi yakın çevrelerini ihya ediyor. Ve bunun karşılığında korkunç bir yoksullaştırma var. Büyüyen bir işsizlik var… Peki şimdi en çıplak haliyle soralım: AKP, sınıfsal olarak kimin iktidarıdır?

*

Her iktidar, sınıfsal bir nitelik taşır. AKP tekellerin iktidarıdır ve tekellerin sorunlarını çözer. Halkın sorunlarını köklü ve sürekli bir biçimde çözmek ise, ancak halkın iktidarıyla mümkündür. Tekellerin iktidarına karşı, halkın iktidarı. Halkın mücadelesi, işte esas olarak bunu gerçekleştirme mücadelesidir.

2010.02.14  http://www.yuruyus.com