Yasar kaya/ Şeyh Melik Fırat

 

kurdistanpost

kurdistanpost

       Tarih: 8 Ekim 2009 Perşembe

 

Melik Fırat bir Kürt portresidir, mütedeyin hali ile bir medrese Profesör, gözlerindeki ışıkla sürgün hüznü taşıyan bir Mezopotamyalı. Giyim kuşamı ile bir Kürt aristokratı, yumuşak sesi ve konuşmasıyla dingin bir akarsuyu andırıyordu. Melik Fırat bir Nakşibendi Şeyhi idi. İdam edilen dedesi Şeyh Said’in sanki gölgesi idi.

Benim Melik Bey’i tanıman çok eskilere dayanır. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti (DP), bir çok Kürt, aydın, şeyh ve ağasını aday göstererek iktidara gelmişti. Ben 1950’li yıllarda lise son sınıfta iken Şeyh Said’in bir torunun milletvekili
olduğunu duymuştum. 17 Aralık 1959’daki 49’lar tutuklanmasında, CELAL Bayar’ın tenkil (Katletme) listesi bin kişden 50’ye inince, o liste dışı kalmıştı. 23 yaşında iken yaşı büyütülmüş ve Demokrat Parti’den Milletvekili seçilmişti.

27 Mayıs Askeri Darbesi bütün Parlamentoyu Yassıada’ya götürünce o da Yassıadalı olmuştu. Gözlerimle gördüğüm bu mahkeme Nurenberg duruşmasından daha çok terör, cinnet ve ölüm kokuyordu. Yassıada mahkemesinden sonra Kayseri cezaevşne gitti. Suçu ağırdı. Hem Kürt, hem Şeyh Said’in torunu idi. Hem de demokrat partili idi. İsmet İnönü, İttihatçı arkadaşı Celal Bayar’ı kuyudan çıkarınca, o da kısa bir zaman sonra tahliye edildi.
Rahmetlik ile 40 yıla dayanan bir dostluğum vardı. O kendi kulvarında yürüyordu, ben de kendi kulvarımda. Kayın Pederim
rahmetli Mustafa Alaca’nın Erzurum’da dostu idi. 1963 yılında Kayın Pederim vasıtası ile Erzurum’da tanıştık. Öteden beri Kürt halkının, Kürt kültürünün üniversiteleri dediğim Kürt ruhban sınıfı ile daima barışık oldum. Melik Fırat bu medreselerden yetişmiş dil, edebiyat, fikir, Kürt klasik kültürü, İslam hukuku bilen bu ekolün temsilcilerinden biri idi. Ayrıca politik bir adamdı. Sonra birkaç defa görüştük. Kürt gençlerine ilgi gösterirdi. Benden dört yaş büyüktü. Neredeyse aynı kuşaktandık. Askerliğimin bitiminden sonra sekiz aylık genel gözetim (Sürgün) cezasını Konya’da çekmem gerekiyordu. Genel Kurmay
Askeri Mahkemesine gidip sürgün dosyamı koltuğumun altına aldım. Kızılay’da yürürken rastlaştık. Her zamanki gibi:
‘’Kastro Hayrola ne yapıyorsun ?’’ diye sordu

Konya’ya gideceğimi söyledim.

“Haydi bir kahvede oturalım.” dedi.

Oturur oturmaz bana şunu sordu:

“Peki sen Konya’ya gidiyorsun, ama orada tanıdığın kimse var mı?”

“Hayır,” dedim.
“Bak ben sana bir Kart yazacağım,” dedi. “Kürt Hacı Sabri Halıc’nın iki oğlu var. Büyüğü Fevzi Halıcı. ( Ben sürgünde iken Senatör oldu.) İkincisi Avukat olan, Paris’te Hukuk doktorası yapmış Mehdi Halıcı’dır. ( Cemşit Bender) Büyüğünde Kürtlük yok, ama Mehdi de senin gibi yurtsever ve solcu. İyi anlaşacağınızı sanıyorum.”

Ertesi gün Konya’ya vardım. Mehdi Halıcı’nın bürosuna gittim. Kartını verdim, bürodaki işi bıraktı. Gidip bir yerde oturduk, ben kendisine durumu anlattım.

‘’Hiçbir şey için merak etme dedi’’.

Bana Ağabeylik yaptı, cezamın geriye kalan 4 ayını kaldırtırdı. Sonradan Cemşid Bender İstanbul Kürt Enstitüsü
kurucularından bir oldu. Kürt Kültür Vakfında yer aldı. Melik Fırat, milletvekili seçildikten sonra Ankara’da idi. Süleyman Demirel ve ekibiyle yakın temasta idi, ama ne Türk Devleti ne de Süleyman Demirel ona bir şüpheli gözüyle bakmaktan vazgeçmediler.

Ankara’ya her gelişimde görüşürdük. Özgür Gündem Gazetesinin çıktığı 1990’lı yıllarda o da Ulusal Hareketin sıcak havasına kapılmıştı. Beni sık arardı ve görüşürdük. Bir gün gazeteye geldi, gazete haber yaptı. Ben kendisinden yazı yazmasını istedim.

‘’Yaşar benden ne istersen iste, ama ben yazı yazamam dedi’’.
Bunun doğru olmadığını ve kendisinin bunu denemesi gerektiği ricasında bulundum. Yandaki boş odada sohbetleri gibi bir yazı yazdı, biz yayınladık Sonradan yazmaya devam etti. Ben DEP Başkanı iken Ankara’da kalıyor, haftada iki-üç gün fırsat buldukça İstanbul’a gazeteye geliyordu. Kurmak istediğimiz Kürt Kültür Vakfı için benim odamda bir toplantı yaptık. Hatip Dicle ve diğer kurucu arkadaşlar vardı. Kendisine Hatip’le birlikte bu vakfı yürütmelerini rica ettim. Sonradan mahkeme bu Vakfın kuruluşunu tastik etmedi.

Ferzende Kaya’nın kaleme aldığı ve ‘’Mezopotamya Sürgünü’’ dediği hatıralarını sıcağı sıcağına okumuştum, bir çok eksik ve unutkanlık vardı, maalesef vefatından önce kendisine yazıp buınları bildirme imkanım olmadı. DEP Başkan’ı iken Güney Kürdistan’dan Silopi’ye gelirken, sahra telefonu ile genel merkezi aradım, arkadaşlar Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in bütün parti başkanları ile görüştüğünü ve beni beklediğini söylediler. Ankara’ya geldim. Ertesi gün köşkte görüşmemiz vardı, benim devlet protokolü hakkında bilgim yoktu. İlk defa bir Cumhurbaşkanı ile baş başa konuşacaktık.

Bir eksiklik olsun ve bu da Kürtlere mal edilsin istemiyordum. Danışacağım kimse de yoktu. Anadolu kulübüne gittim, Melik Bey’i buldum. kendisine dedim ki:

„Melik Ağabey, ben Demirel’i tanımıyorum, ama sizin yirmi yıldan fazla bir dostluğum var, bana biraz bu adamı anlatır mısın ? ‘’

„Yaşar dikkatli ol, anasının gözü bir adamdır, dedi. ‘’

Ben de, „Melik Ağabey, benim gizli saklı hiçbir şeyim yok. Kürtlük dosyam benden önce Çankaya’ya gitmiştir, elimden geldiğince rahat davranacağım dedim’’. Ertesi gün görüşme oldu. Süleyman Demirel bu görüşmeden memnun kaldığınıKöşkün gazetecisi Ertuğrul Özkök’e iletti

Hatıralarında ben Yaşar Kaya’yı 1963’te tanıdım, çok faal bir adamdı, diyor. Yassıada zindanında Şeyh Selahattin İnan’ın çok yaşlı olduğu için çamaşırlarını yıkadın mı ? Elazığlı bir Kürt olan Albay Tarık Gürsoy ile Yassıada’da satranç oynadı mı ? Ağrı Milletvekili rahmetli Halis Öztürk ‘’Valle Melik sen yiğit bir delikanlısın, seni asarlarsa sana yazık olur“ diyor muydu ?

Kendisinden bu hapis hayatı ile ilgili çok hikayeler dinledim. Bir kış günü evimin zili çaldı, kapıyı açtığımda Erzurumlu bir hemşerimiz: “Ağabey, aşağıda Melik Ağabey, Özbucaklar fabrikasının sahibi Mahmut Karabucak seni bekliyorlar, almaya geldik. Celal Bayar’ın evine gideceğiz“ dedi.

Aşağı indim hoş beşten sonra Celal Bayar’ın evine gitmeyeceğim söyledim. Çünkü, canlı kimseyi bırakmayın diye Dersim Kasabı General Abdullah Alpdoğan’a emir veren adamdı. Yukarı çıktım, düşündüm, isabetli karar vermiştim. Dedim ya o
hep ortanın sağında, kendi kulvarındaydı. Bana dedi ki:
„Yaşar sen Şeyh Said ailesindensin. Senin eteğin üstünde namaz kılınır, ama bu solcu tarafın keşke olmasaydı. Bütün bu geçleri sen solcu yaptın.” Böyle der, kahkahayı başardı.

Son dönemlerde Avrupa’ya sık sık gelir, Kürtlerin silahlı muhalefet temsilcileri dahil her Kürtle görüşürdü.Şam’a kaç defa gittiğini bilmiyorum, Öcalan’ın bana anlattığı şuydu:

“Buraya geldi, yanında Ali Gazi de vardı. Politika yapmak istiyor, ben de HADEP’in kapısının herkese açık olduğunu söyledim.”

İki bin dört yılında bana telefon etti.

‘’Kastro sen ne zamana kadar Köln’de Oturacaksın ? Ne zaman dışarı çıkacaksın ?

Ben de, „Melik Ağabey, ben seçim otobüsü, Kongre salonları ve Avrupa’daki Festivallerde gördüğün Yaşar değilim. Kalbim iki defa ameliyatlı. Artık seçim otobüsü üstünde konuşacak takatim yok, galiba ben bu işi iyi yerde noktaladın, dedim,” kendisine.

Son dönemde o da Kürt muhalefeti ile yolunu ayırdı. Bir gün doktor kızım Beriwan telefon etti:

‘’Baba Melik Amcayı hastaneye kaldırdık, benim servisimde yatıyor. gerekli her şeyi yapıyorum. Çok sevdiği çayını bile veriyorum, ama maalesef kan kanseri,“ dedi.

Kızıma ilgisinden dolayı teşekkür ettim.

29 Eylül günü bir Kürt çınarı daha devrildi. Kendisine Tanrıdan rahmet diliyorum.

Yaşar Kaya
yasar.kaya@hotmail.de

Popularity: 2% [?]

Son 10 gelen arama sonucu:

http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/reddit_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/delicious_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/blogmarks_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/furl_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/newsvine_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/technorati_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/yahoobuzz_16.png http://www.kaypakkaya-partizan.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_16.png

Diğer haberlerden seçmeler

Filed Under: Genel Konular

Tags:

About the Author:

RSSYorumlar (1)

Cevap Yaz | Geri izleme linki

  1. gencyurek diyor ki:

    Bu yolun geri dönüşü yoktur …
    Tarih: 26 Ekim 2009 Pazartesi

    Hasan Cemal Güney Kürdistan’a 5 Mayıs’ta geldi. Evdeki sohbetimizde, ben bazı satır başlarını tespit etmek istiyorum dedi. Kimlerle görüşeceğini sormadım, şık da olmazdı; tespit ettiği satır başları için akşam arşive baktım.

    Hasan Cemal şöyle yazmış:

    ‘’Eski DEP Genl Başkanı, bugün gelinen noktada ABD de, Irak’ta, Kuzey Irak dedikleri Güney Kürdistan yönetimi de kararlı. Mutfakta bir plav pişiyor. PKK meselesi tezgahta yürüyor. Bu iş artık bitecek. Kürt silahlı ayaklanmasının miyadı doldu, ön şartsız silah bırakmak en doğru yoldur PKK için.’’

    Şöyle devam ediyor Yaşar Kaya;

    Mutfakta bir şeyler pişiyor sorunu şiddet ve silahtan arındırmak için… Yaşar Kaya PKK’ yi eleştiriyor ve PKK’nin ön koşulsuz silah bırakmasını savunuyor.”

    Cümlesi cümlesine buraya aldım, aradan tam beş ay geçmiş, gelinen noktadan geriye bakarsak, falcılık yapmadığımız ortada.

    İsterseniz biraz daha falcılık yapalım. Basından takip ettiğimiz kadarı ile, ben ömrümü Kürt sorununa verdim diyen MİT Müşteşarı Emre Taner’in görev süresi yedi ay daha uzatıldı. ABD, Irak, Türkiye ve Güney Kürdistan hükümeti arasındaki trafik sıklaştı.

    Türk İçişleri Bakanı, meselenin koordinatörü Beşir Atalay, çeşitli temaslarda bulundu. Herkes sözünü söyledi. DTP kıymeti harbiyesi olmayan laflar söyledikten sonra; çözüm iradem yok, meseleyi sahipleri ile görüşün dedi. Kimse de iraden yoksa orada ne arıyorsun demedi. Böylece esas güç olmadığını tescil ettirdi. Çünkü gayet iyi biliyorlardı.

    Her ne kadar Beşir Atalay, ‘’Dağdan inişler’’ bizim planımızın bir parçasıdır diyorsa da, bu planın patronu belli: ABD- Türkiye-Irak üçlüsü çoktandır bu plan üstünde çalışıyorlardı. Ortalık şimdi toz duman. AKP’nin yıl başına kadar acelesi var. Kimine göre ‘’Kürt Açılımı’’, kimine göre ‘’Demokratik Açılım’’a ben hep ‘’Cumhuriyeti kurtarma’’ açılımı diyorum. Türkiye Cumhuriyeti kaybetmek istemiyor. ABD’lilere göre Türkiye, Ortadoğu’da yıldıza parlayan ülke. Kürtler malesef süreci okumakta çok yaya kaldılar. İçeride ordu-Hükümet mutabakatı sağlanmıştır, süreç başlamıştır. Burada Kürtlerin ve devletin kesin mütabakatı vardır. Yeni sahneler, yeni resimler göreceğiz, uzun bir zamana yayacaklar bir tasfiye işini.

    DTP’nin abartıları çözüm sürecine zarar veriyor. ABD kararlı, Devlet kararlı, Hükümet kararlı, süreç yürüyor. Her şey kapağı açılan Pandoranın Kutusu’ndan yere dökülmüş. Bu kısım işin görünür yanı. Bu işin tabiatı icabı bir de gizli yürütülmüş, buraya getirilmiş bir yanı var. Bunlar şimdilik tarihin gizli saflarında bulunuyor. Bunların yazılıp çizilmesi uzun yıllar olabilir, ama bir gün günışığına çıkacağı muhakkaktır.

    Bu hükümet, tarihi bir vebali ve tarihi bir rizikoyu göze alarak neşter atmıştır. Dönüş yoktur, ne ABD ne de başkaları dönüşe müsaade etmez. Bu süreç sonuca gitmeden bir çok şey yazılıp çiziliyor. Daha yola yeni yola çıkıldı, kesintiler, zorluklar olsa da süreç yürüyecek. Kimin kazanıp, kimin kaybettiği hesaplarını şimdiden yapmak erkendir. Kürtler sabırsız, agresif ve kızgındırlar. Kemalizm kurtçukları beyinleri bu kadar sarmışken, Kürdü kabul ettirmek kolay olmadı. Ortadoğu’da Kürt ateşinin de içinde olduğu alevler yükseldi, hangi bölge ve hangi insanları yakacağı belli olmaz. Taraflar tabloyu kendilerine göre okuyorlar. Türkiye’nin batısında tansiyonu yükselten provokasyonlar bir sürtüşmeye sebebiyet vermesin diye, Kürtlerin dikkatle olması lazım. Avrupa’dan giden bir gurup yeni bir kapıyı açacaktır, devletin anlaşması ve toleransı biraz daha açıklığa kavuşacaktır.

    ABD, Avrupa da, PKK’nin sahasını daraltmak için yeni tedbirler alıyor. PKK’yi silah bırakmaya zorluyorlar. En doğrusu her yeni olayı, her yeni gurup gelişini bekleyip özel durumu görmek gerekiyor.

    Yaşar Kaya
    yasar.kaya@hotmail.de

Cevap yaz